Perşembe, Ocak 26, 2012

kül

Kus olsaydim, bugun çoktan buradan uçmustum. Ama ne kanatlarim var, ne de arkami donup gitmeye cesaretim. Tek yapabildigim merdiven basamaklarina oturup aglamak. Ne zavalli.

Sokaga sirt ustu uzandigimi hayal ediyorum. Topragin altindan sesler geliyor. Raylar. Mekanik ugultular. Topragin dahi kendine ait bir sesinin olmadigi metropollerde hayatta kalmayi nasil basariyoruz? Nasil oluyor da cilginlar gibi daglara dogru kosmadan, dugumlerimizi cozup, ruzgar bagrimizi acita acita, nasil oluyor da kosmadan kalabiliyoruz bu sehirlerde...

Buraya kadar dedigi oluyor icimdeki digerinin. Yururken. Bir marketten ciktigimda yahut ekmek aldigimda bir firindan.. Aniden birakiveriyor kendini. Ani bir vazgecis. Hayatta kalmaktan. Sehri bir fazla bilmekten. 1 saat fazladan gun isigindan. Bir lokma olsun yemekten..

Hepsinden ve her seyden, evvela kendimden baslayarak, dokundugum dusundugum bildigim duydugum her seyden, sert bir durusla vazgeciyorum. Degil ki gemileri, butun bir sehri limanlariyla yakiyorum.

Pazar, Ocak 15, 2012

Ingrid Bergman


Ingrid Bergman, esini bir ogle yemeginde terkeder. Gunesli bir gundur. Aglayarak arabasina biner.

Bazi terkedislerin dogasi aglamaktir, bazilari bakislarini yere bile dusurmeden gider.
Terkedenin gozunde gordugum her yasin, aslinda birgun O'nu bagislayabilme umidiyle oldugunu dusunurum.
Geri donmemek uzere gidenler, terkederken gozyasi dokmez. Gittikleri yerde aglarlar mi, bilinmez.

Ingrid agacli yolda, surebildigi kadar hizli, aglayarak surer. Silecekleri calistirir. Bulaniktir gordugu. Sonra aniden gulumser. Tum zamanlarin en aci gulumsemesidir, cunku Paris o gunlerde guneslidir..

1961 yapimi Goodbye Again filmini izlerken, dizlerime sarilip ileri geri sallandigim dogru. Dusuncelerim de sallanirken, bunlar kalmis geriye.

Salı, Ocak 10, 2012

Cesaret


Bazen bu sehirde doganlarin bile bilmedigi yerleri sirf cesaretimle kesfediyorum.

Eger ki bir seyi sirf cesaretimle basarmamissam, bu hicbir zaman gercek bir basari hissi vermiyor icime.

Su an burada, yanindan gecenlerin gormezden geldigi kohne merdivenleri tirmaninca buluverdigim eskimis bir banktayim.

Hayatimi, birilerinin kullanip, artik ondan vazgectigi seyleri toplayip, onlari teselli ederek cogaltiyorum. Bu bazen bir ayagi kirik bir sandalye, bazen de sirtimi yaslayamayacagim kadar eski bir bank oluyor.

Birilerinin ittigi, sevmedigi seylere kucak acmayi nerede nasil ogrendim hatirlamiyorum.

Tek hatirladigim, fermuar dikisleri sokulmus kalem kutumu kalem uclariyla dikebilmeyi hayal ederdim. Yeteri kadar esnek bir kalem ucu buldugumda, bunu basarabilecektim. Bu imkansiz degildi, sadece uretilen kalem uclari yeteri kadar esnek degildi. Butun bir cocuklugum bu ve benzeri imkansizlara butun kalbimle inanarak gecti.

Inanarak geciyor.

Cuma, Ocak 06, 2012

Ördek göçü



Ördekler sıcak şehirlere göç edince, ben de gidip onların şehirlerine göçüyorum..

Bir şehrin göçebesi de olsak, akşam karanlığı hepimizi eşitliyor ve adilce seriliyor üzerimize. Okunmaz oluyor yüzümüzden geldiğimiz şehirler, özlediğimiz kim varsa, yahut neye ağladıysak dün gece..

Bugünü yanında geçirdiğim bu gölün suları ne zaman çekilir bilmiyorum, ağladığım ne varsa içine attım. Ördekler evlerine dönünce yesinler diye..

Spreckels Lake
Golden Gate Park, San Francisco

Çarşamba, Ocak 04, 2012

Las Vegas


Siz de benim gibi, sahsina munhasir kelimesinin anlamini, en az kelimenin kendisi kadar sevenlerdenseniz; bu sehri dunya turunuzun sonlarina erteleyin. En direkt serbest soylem !

Sehrin tamamen kendine ait, ust uste bir cift tasini bile goremeyecek, oyle farkli acilardan oyle cok isiga maruz kalacaksiniz ki donus yolunda isiga duyarliliginizi yitirdiginizi farkedip panige kapilacaksiniz.

Hayatinda pistiden baska bir oyun bilmeyen, okey oynarken 'okey' gelse gulerek ve el cirparak bunu herkese belli eden bendim ve sehre iner inmez havalimaninda baslayan kumar makinalarini ilk bakista ATM sandim.. Sehirde kaldigim diger gunlerde de bu makinalarla aramda kurulan en yakin duygusal cagrisim Street Fighter'di.

Otele dogru giderken pencereye yapismis, bombos sokaklari izliyordum. Sabahin en guzel saatindeki bu tenhaligi dusunuyordum ki, "bu sehirde geceleri kimse uyumaz" diyerek ic sesimi cevapladi arkadasim..

Dunya uzerinde oyle bir yer dusunun ki, Ozgurluk Heykeli var New York degil, Eiffel Kulesi var Paris degil, kanallariyla Venedik'i var Italya'da degil. Sehrin her caddesinde baska bir sehri geziyor ama Las Vegas neresi deseler gosteremiyorsunuz.


Ha bir de su var, sokakta yururken elinize reklam kagitlarindan tutustururlarsa, sakin almayin!
Benim gibi "aman alayim da hemen dagitsin bitsin sogukta usumesin adamcagiz" diye de sakin dusunmeyin!
Birakin ususun.

Zira ben, aldigim seyi gorunce utanca kapilip panikledim ! Cevre bilincim yuzunden yere de atamadim, cop de bulamadim ve 'rezil oldum eyvahlar olsun diye' omrumde gormedigim en ciplak kadinlari cantama atmis oldum!!
Bunlari dagitanlar oyle sandiginiz gibi bir iki uc degil. Yuzlerce adam, hemen her cadde basini tutmus, sizi aksamki striptiz sova yahut gay bara yahut ismini bilmedigim baska bir tuhaf eglenceye davet ediyor.

Ama tum bunlara ragmen, dunyanin en guvenli sehirlerinden biriydi. Derdim sadece biraz daha bilmek biraz daha ogrenmekti; saat gecenin ucunde bir elim cebimde cay icerek yuruyordum. Otellerin onunden birbir gecerken iyi geceler dileyen bellboylar, afiyet olsun diyen evsizler, iyi seneler dileyen diger turistler vardi ve odama tek bir kisi tarafindan bile rahatsiz edilmeden dondum.


Alisveris merkezlerini hic sevmem ama simdiye dek gordugum en guzel alisveris merkezi, kapali alanda verdigi acik hava hissiyle Forum Shops yukarida, Venedik Otel'in ici asagida :



Ozetin ozeti ise su:
Tipki Ankara'dan Istanbul'a gitmek gibi; Las Vegas'in en guzel yani San Francisco'ya donmekti..

Salı, Ocak 03, 2012

mum

Kepenkleri kapali bir dukkanin onune gelip sermis, battaniyeden yatagini. Ayaklari ucunda iki yirtik valiz. Bu kadarini gormeye aliskinim.. Ama aksamdan beri gozumun onunden gitmeyen baska bir sey var.

Sol dirsegi uzerinde dogrularak yaktigi ve basucuna koydugu o mum. Kirik bir bardak icinde ruzgarinda etkisiyle tir tir titreyerek yanan o mum. Kivrilarak yattigi dukkan onunde, seyrederek uyudugu mum.

Refleksle elimi fotograf makinama attim, aklimda bu ani anlatacak turlu turlu kelimeler. Tek bir kare dahi cekmedim ki, kendime geldim. Yaptigimdan utandim.

Evsizin basucunda yanan mum kadar bile isitmiyordu sefkat icimi. Saba makamiyla baslamayan gunlerden ne hayir gelirdi ki..

Çarşamba, Aralık 21, 2011

Corba



Eve donerken yolumu degistirdim.
Gidip bir kase corba ictim. Fransizca bilseydim, daha cok sevecegim bir corba secebilirdim menuden. Coktan aksam olmus.

Corbami beklerken, durakta otobus bekleyen insanlari goruyordum pencereden.. Zamanin herhangi bir aninda, herhangi bir seyi bekleyen insanlar vardi.

Ne kadar acikmis olabilirdim ki, o corbayi yalniz ictim ?
Yahut ne kadar yalniz olabilirdim ki, icimdeki boslugu aclik sandim..

Salı, Aralık 13, 2011

Sahit


Kucukken babam elime bir parca pamuk biraz da yag verir, gicirdayan menteseleri yaglamami isterdi. Kapilari tek tek kontrol eder, gicirdayan kapinin onune sandalye ceker, sandalyenin tepesinde; "buyuklerin isini neden benim yaptigimi" sorgular ama yine de isimi yapardim.

Bittigini soyledigimde babam gelip kontrol ederdi. Kapatip actigi kapilari nefesimi tutup izledigimde, yeniden yaglamami istemesine degil ama her seferinde, yere yag damlatmamami tembihlemesine fena bozulurdum.

Babamin takdirini kazanmak oyle zordu ki, hayat boyu hicbir basarimda onu tam olarak mutlu edemedigimi hissettim.. Eksiksiz ve tek seferde yagladigim kapilar istisna..

Bu aslinda buyuklerin olan isi neden bana yaptirirdi ?

Dunyanin herhangi bir cografyasinda, hayatta kalma mucadelemi kendi adima verebileyim diyeydi suphesiz.

Aksam yemeginin hemen oncesinde, adi San Francisco olan bu sehirde, ustelik sandalyesiz yagladigim butun kapilarim sahittir ki;
yere bugun de hic yag damlatmadim.

Pazartesi, Aralık 12, 2011

Ara,lik.



Kitabevinde kitaplar arasinda dolanirken; hani bir kitabi alip digerini biraktiginiz, ama aslinda hicbir sey aramadiginiz o gunler vardir ya..
Iste tam da onlardan birindeydim..

Onunde en uzun dikildigim rafin, hayir meraktan degil sadece yorgunluktan, arka tarafina dogru yurudugumde.. Bu kapiyla karsilastim.

Hicbir yere acilmayan kapilardan geciyorum.
Hicbir yere varamayisim bundan..

City Lights
Columbus Avenue, San Francisco

Pazar, Aralık 04, 2011

noktalayamama

çok canım sıkkın bu uzgunlukle ciksam Istanbul a kadar yururum sanki noktalamalar dahi bulurdu yerini biraksam

Perşembe, Aralık 01, 2011

An

Bir hayatta kalis metodu olarak, yazmak.

Bugun buradan, nereye cikacagini zaten bildigim butun sokaklardan, alistigim mevsimsel donguden, guvendigim tum insanlardan uzak kurdugum bu yapayalniz cumle, beni bir an icin onlara yaklastiracak olsa cumleyi burada keserd.

Salı, Kasım 29, 2011

Ev


Yasamimda ne ki bir nev-i sahsina munhasir, O muhakkak bana dair bir yerel kahvedir.

5 masadan fazlasi iddiali, kalabaligi gurultusuz, sessizligi suurludur..
Polk Street, San Francisco

Pazartesi, Kasım 14, 2011

The Coffee Bean & Tea Leaf

Bir yerde oturuyorum. Karsimdaki masada sigara saran bir amca ve hemen yanimdaki masada cantasindaki kopegini besleyen baska bir amca..

Gunesli bir Kasim gununden daha guzeli, kardesimin de yanimda oldugu Gunesli bir Kasim gunu olabilirdi.. Olmadi.

Hayat, kendini gerceklestirmekte gecikenler icin ne kadar insafli acaba ?

Bu kadar mukemmelliyetci olmasaydim, kusursuz bir eser birakmak yerine kusurlu onlarcasiyla gurur duyuyor olabilirdim.

Gecmiste aldigimiz kararlarin uzucu sonuclarini dusunerek degil de, gelecegin umutlu kararlari icin kullanmaliyiz aklimizi diye uzun uzun anlattim. Ben hep uzun uzun anlatir, sonra derin bir sessizlige gomulurum. O derinler ki, sirlarina vakif degilim.

Pazartesi, Kasım 07, 2011

Tas Saray

Kucukken bayramlarda seker toplayabilen cocuk. Ikimiz de buyuduk. Ama seni hala kiskaniyorum.
Cunku ben hala cok utaniyorum.

Utangaclar Ulkesi kurdum. Kralice oldum. Biliyor musun ?

Istersen gelip bu bayram, ulkemin butun evlerinden seker toplayabilirsin. Seni sarayimin surlarindan gozetlerim.

Ama karsina cikamam. Bilirsin..

Utangacliklarimdan saray kurdum. Kralice oldum. Biliyor musun ?

...

Yillarca utancimdan yere dusurdugum bakislarimla,

Tuba

Pazartesi, Ekim 31, 2011

sandigin gibi degil

Esastan daha detayli bir sey var hayatta, esasi aciklayan. Esas hakkinda.

Umulmadik bir zamanda bulmak, bulan icin ne derin azap.

Elektronik saadet, ruhta ne buyuk bir israf.

Pazartesi, Ekim 17, 2011

Ne garip ki

Kimse hissetmedi. Yerinden yavasca kalkti. Pencereye yurudu. Pencereye varmamisti ki, pencereye varma istegini kaybetti. Aklinin yettigi her seyi bilmek istedi. Gozunun alabildigi en uzagi gormek. Vicdaninin yettigi her sucu ustlendi. En gulunmeze guldu. En yalniz kimse onunla arkadas oldu. En soguk neresiyse oraya yurudu. Kimsenin cesaret edemedigi yalanlarla yuzlesti. Agladi. Uyudu.

Perşembe, Ekim 13, 2011

kör-güven

Oyle guzel bir yerinde kesmek istedim ki cumleyi, sonunu merak dahi etmesin.. Yapamadim.

Bazen, iste tam da bu an burada oldugu gibi, kendimi ise yaramaz ve beceriksiz hissediyorum. Hani eline bir degnek alip otlara savurarak yuruyen biri bile, benden daha ise yarar sanki.. Sanki diye biten butun cumlelerimdeki temkinsizligi goruyor musun.. Kendinden emin insanlarin dik bakisli golgesi uzerime dusmus, bu karalti icinde tedirgin oylece duruyorum.

Pazar, Mart 07, 2010

Elveda

Arkadaslarim,

Buradan tasiniyoruz. Ben resim yapamiyorum. Bu yuzden gorduklerimi size gosterebilmek icin, yazmaya devam etmek zorundayim.

Baska bir boyutta, ama illa karsilasiriz.

Hoscakalin.

Pazartesi, Ocak 11, 2010

merry cranberry

Bir gun, herhangi bir yerde Arvo Amca dinleyebilme ihtimali. O zaman her sey cok guzel olacak. Ne burasi, ne de bu an. Her sey o zaman orada guzel olacak.

"bir gun" bulusuruz--cok iyi--
"bir gun" du, hani nasil --silinti--
gerisi dokuntu gunler
ola ki beslemekte "bir gun"u hepsi..
e. cansever

Evet, bu ne sessizlik !

Salı, Aralık 29, 2009

hayat

cok kisa..

Perşembe, Aralık 24, 2009

Tekerlek Kanatlar

Okula giderken bir trene binerdim. Sehirler arasi bir hatti ama iki durak oteye gitmek icin de kullanabilirdiniz. Halkali-Sirkeci treninde hissederdim her sabah kendimi. Her sabah kendimi Halkali-Sirkeci hattinda hissetmek icin yapardim bunu. Korkmadan binerdim o trene.

Gece bisiklete binmeye orada baslamadim. Cok daha kucuktum geceleri bisiklete binerken. Anneme soz verir, bekciyi atlatir; hayir bekciyi atlatmaz arka demir kapidan ucarak kacardim. O yillarda sokaktan cocuk kacirmazlar miydi geceleri, inanin bilmiyorum. Fakat annem istisnasiz her seferinde feci kizardi. Pismanmis gibi yapardim ustaca..

Sonra pek cok oldu ama evsiz ilk arkadasim uzak bir memleketin insaniydi. Ben evsiz degildim o siralar ama memleketsizdim, iste burada bir yerde anlasiyorduk. O'na kahvalti goturur, karsiliginda ders alirdim. Ailemi sorardi, geldigim yerlerdeki iklimi.. Kirli kopegini severdim, o da beni severdi karsiliginda. Severken karsilik beklemeyi orada ogrenmedim. Onu cok daha sonralari ogrenecektim.

Mutlulugu; genis bahceli, buyuk garajli, Amerikan filmlerinin mustakil evlerinde arayan bunyelere inat bir yerlerde buldum hep. Hep puruzlu bir insandim. Biraz soluklanayim, gediklerimi kapatip oylece karisayim hayata diye ciktim geldim bu vilayete. Zerreden basladim degismeye..

Cumartesi, Aralık 19, 2009

Hello emptiness

Zamanin, alistiran tarafindan bahsetmis miydim?
Mesela karsinizda telefonla konusuyor ve siz onun aslinda konusur gibi yaptigini biliyorsunuz. Gozlerinin icine bakip "selam soyle" diyorsunuz.
Cunku, Yalan : a. 1. Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır: “Yalanı en güzel kullanmış olanlar eski Şarklılardır.” -A. Haşim. 2. sf. Uydurma.

Sonra sakince arabadan inip, yuruyorsunuz.

bye bye happiness

Çarşamba, Aralık 16, 2009

bu an

Hicbir seye tutunamiyorum. ve hic kimseye inanmiyorum.

Cok yakinda gidecegim. Gitmek istedigim icin degil, kalamadigim icin. Kalacak yerim olmadigi icin de degil. Sadece, kalamadigim icin.. Basitce yeniden oynayacagim ayni sahneyi.

Bazilari beni hic affetmeyecek. Bazilari anlayacak. Bazilari sorgulamayacak. Bunu dusunemiyorum simdi. Aglayarak yazmayali asirlar olmus sanki.

Perşembe, Ekim 15, 2009

Salı, Eylül 29, 2009

elveda

Insan degisik bir seyler olacak saniyor. Su bakip durdugum bahce kapisindan bu gece girecegini, darbukaci cocuklarin sabah olmadan arka odanin penceresi onunde toplanacagini, hadi hepsinden vazgectim hic degilse bahcivanin bugun bictigi cimleri kafamdan asagi savuracagini umuyorum icten ice.

Gerceklesmiyor hicbiri. Bu gece de tipki diger geceler oldugu gibi ayni balkonda oturuyor, ayni kitabi okuyor, ayni cayi iciyor, ayni beni yaslandiriyorum. Ayin sabaha karsi tamamlayacagi soldan saga dogru kavisi bile simdiden gorebilip, heyecanlanmiyorum.

Yillar evvel bir baska dogum gunumde baslamistim bu blog oyalamasina. Facebookmus, msnmis, diger tum uygulamalardan oldugu gibi cekiliyorum buradan da. Kendime gercek bir yasam kurmak icin, tum sanal varoluslardan vazgeciyorum..

Cumartesi, Eylül 26, 2009

meslektas

Ben bu cool kadin olma isini beceremiyorum gunluk. O kabiliyet bende yok. Nasil derler, dogustan verilmemis yani. Duygusalim. Kendiliginden hissi davraniyorum. Reflekslerim duygusal. Yapim bu. Huyum bu. Suyum bu. Beni anliyor musun gunluk.

Son gunlerde hep Ortacgil dinliyorum. En cokta Pencere Onu Cicegi. Cok ofkeliyim bu gece. Derdimi anlatamiyorum ama. Anlatamadigim icin daha cok ofkeleniyorum. Ofkelendikce de anlatamiyorum. Beni anliyor musun gunluk.

Istanbul'da olsam cikip yururdum, bu kadar ofkelenince. ki zaten bu saatler benim yuruyus saatlerim olurdu. Simdi baba evinde olunca, kafam atti yuruyorum ben gecenin birinde denemiyor haliyle. Bir balkondan diger balkona gidip gelince ofken dinmiyor, pressleniyor. Cumlemin icinde Ingilizce bir kelime kullandim. Turkce ekle ustelik. Iste bundan da nefret ederim baskasindan duysam. Sevmedigim ozellikleriyle baskasina benzemeyi sevmiyorum. Beni anliyor musun gunluk.

Su an bir gelin geldi gunluk. Carprazdaki apartmanin onunde indi arabadan. Simdi onu birakmaya gelen yakinlariyla vedalasiyor opusuyor koklasiyor sarilisiyor. Pek bir mutlu gorunuyor herkes. Ben bu gece mutsuz hissediyorum kendimi. Aralarina mi gitsem. Ben hic gelin olmak istemiyorum. Mutsuzluk cok guclu. Beni anliyor musun gunluk.

Sen de hicbir sey soylemiyorsun. Kafam cok karisik. Icim dar. Narin mavi kanatlarimdan birkac tuy ucarken kopmus gibi. Done done salina salina iniyor simdi asagi. Boyle boyle kanatsiz kalacagim. ve gun gelecek ben de siradan olacagim. Beni dinliyor musun gunluk.

Cuneyt Ozdemir'in program konugu olacagim bir is basarmak istiyorum. Anlatsam gulunecek hayallerim var. Kiraz sapi uzum copu falan aldim. Kurler yapip icmek icin. Sam'a Ibn i Arabi'nin mezarini ziyarete gitmek istiyorum. Oradan da donmeyebilirim. Beni anliyor musun gunluk.

Perşembe, Eylül 24, 2009

sonra

Ucan bir balik kolumu isirdi. Korkularimi alir misin kocaman balik dedim. Kendin basetmelisin dedi.

Çarşamba, Eylül 16, 2009

wild wild west





Sevgili arkadasim Onur'un Labor Day etkinlikleri kapsaminda gittigi, Vahsi Bati fotograflarindan ikisini sizler icin arakladim. Afiyet olsun.

Pazar, Eylül 13, 2009

Asirlardir uyuyan bahcedeki kuyudan yukselen cigliklar

Er ya da gec, her sey yeniden O'nun lehine dondu. Denizasiri ulkelerin derin ve soylu yalnizligini tasiyordu kadin. Sonra birden mavi kanatlar giydi.

Life goes on..

Pazartesi, Ağustos 17, 2009

91

Er ya da geç, her şey yeniden onun lehine dönecekti.

Işığın Savaşçısı
Girne

Cumartesi, Ağustos 15, 2009

Buldumcuk 12. Cadde'den Bildiriyor:

Memlekete geldik gaari diyebiliriz gaari. Agustosun biri ve on besi arasinda Gunes'e ozellikle dikkat edilmesi gerektigini, cilde beyaz lekeleri bu tarihler arasinda biraktigini herkesler bilir buralarda. Belki de halkin batil inancidir, tipki benim de inandigim gibi.

Ne yalan soyleyeyim hic yazasim gelmedi kac gundur. Bugun Birisi "hadi ama" demese bunlari da okumuyor olacaktin kuvvetle muhtemel. Tesekkurler Birisi'ne.

Oyle bir hengame, arbede, oyle bir kargasa, oyle bir telasla tasindim ki sorma gitsin. Mola verdigimiz dag basinda Felis'in hayatinda ilk kez gordugu kopege karsi sevgi dolu kosusunu anlatmasam da olur. Ama Akdenizimde ilk geceyi Sagalassos'ta milyarlarca hayir katrilyonlarca yildiz altinda gecirdigimi anlatmasam olmaz.

Havada gordugum onca leylek nereye gidiyordu bilmiyorum ama ben kendime gelemeden yeni bir yolculuga cikiyorum birazdan. Oraciklardan da yazamam besbelli. Zira onlarin deyimiyle "gendi gendimi gezdirem"

Dogaclama tiyatromun sahnesini bu defa Kyrenia sokaklari olusturacak. Oradan dondukten sonra 2 gun gecmeyecek ki, gozlem icin tirmanacagiz Uludag'a. Dunya uzerinde Tutyeli diye bir yer var ey okur. Ruzgarindan disleriniz birbirine vuruyor agustosta. Neden gidiyorum o halde? Ciplak gozle baktigimizda milyarlarcasi ayni anda uzerimize yagiyor sandigimiz o ates bocekleri icin !

Gorusmek uzere

Cuma, Ağustos 07, 2009

adios madios

Yuce sahsiyet, buyuk insan, terelelli kafam, eserikli karakter, kabiliyetsiz cop kadin, fotosentez yaparak beslenen bunyem, umudunu kaybedip kaybedip bulan, kirmizi yemeni pabuclarla, omzunda kedi varken yazmaya calismak ve daha neler neler..

Bizi almaya gelecek araba yola cikti. Ben de birazdan interneti ve diger ayni uynu kapattirmak uzere evden cikacagim. Ayni uynu Istanbul'dan ayrilmadan evvel uydurdugum son ikileme. Belki gittigim yerlerde de yeni bir hayat uydururum kendime. Belki de uyduramam. Belki de akillimin aklina uyarim.

Aksamlari falezler uzerinden feneri yakar, sabahlari yuzmeye giderim. Belki hayal ettiklerimin hicbiri gerceklesmez, o zaman da hayal bile edemediklerim gerceklesmis demektir.

Gidiyorum ben. Ucuz kurtuldum.

Salı, Ağustos 04, 2009

Kin. Intikam. Kan. Nefret.

Sekizinci ayin sekizinci gunu gidiyorum. Hayatta kalma istegimi yeniden kaybettim.

Yasamsal enstantanem karanlik. Bir intikam yemini etmek ve sozumde durmak istiyorum. Icimde bir katil var ve gozunu kirpmadan olduruyor. Hayatimda hic korku filmi izlemedim. Korku filmlerinin fragmanlarindan dahi korkarim ben. Bu yuzden hicbir cinayet senaryosu canlanmiyor zihnimde.

Farketmez. Sadece dimdirekt cikip karsisina, arkamda iste tam da bu cumleleri delil olarak birakarak, yok etmek onu ve kendimi.

Bize silahla atis yapmayi babam ogretmisti. Cocuklugumda uzaga hedef koyar atislar yapardik. Ben kosarak gidip bakardim sonuclara. Ayni silahla gelecegimi vurmayi hayal ettim gece boyu. Katil olmak zerrece korkutmuyor. Nemli hucreler. Basit bir ucuncu sayfa haberi olmayi kaldirabilir miyim. ve bir de annemin gozyaslarini. Bunu dusundum.

Baska turlu cozulmeyecek. evet olum bu defa care.

Cuma, Temmuz 31, 2009

Uç beni uç beni uç yavru kuş ol uç beni..

Yagmur bir yagiyor, bir duruyor. Bu oyle guzel ki. Bir arkadasima, sehirden ayrilisimi soyle anlattim..

"Bugun cok guzel Istanbul fotograflari cektim. Digital olsalardi gormeni saglardim. Vedalasiyorum yavas yavas. ama cok yavas. Hissettirmeden gidebilmenin tek yolu bu belki. Evet dur sen soyleme; bu sehrin kendisinden ayrilan kimse icin uzulmeyecek vakur durusunu ve kendimi kandirdigimi biliyorum. "

Nereye tasindigimi sordugunda ise, bu sorunun cevabi tam bir muamma.

Yasamak istedigim sehre, ulkeye, devam etmek istedigim egitime ya da calisacagim ise.. Kisaca, yasamsal rituellere karar vermeye gidiyorum, diyerek cevaplayabildim..

Bana kendi sorduklarimdan daha zor sorular sorulmasindan hoslanmiyorum. Benim sorularim kendim icin yeteri kadar cetrefil. Bana bunu yapmayin.

Garip seyler oluyor ve ben kendimi bu defa bir garabet gibi hissetmiyorum.
Hayatimda bu kadar garip seyler ilk kez olmuyor, fakat ilk kez hem gidiyor hem uzaklasmiyorum.

Duvarimdaki Charlie Chaplin saskin bakislarla beni izliyor. Peki siz onun asil adinin, Charles Spencer Chaplin oldugunu biliyor musunuz?

Pazartesi, Temmuz 27, 2009

Red House Painters- Katy Song

Vivere Militare Est

Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est

Pazar, Temmuz 26, 2009

sade

Bazilari aksini ispatlamak icin yasiyorsa eger, digerlerinin yasadigi aksi midir ispatin?

Cumartesi, Temmuz 25, 2009

ozlem\ek

Elbette bitmek icin baslamiyordu. Saticinin ustalikla elime biraktigi bes tane sapsari bir kurus gibi. Dun sabah Tevfik Fikret'in evinin onunde otururken, benden baska hic kimse yoktu. Neyse ki Tevfik Fikret dumansiz hava sahasini desteklemiyordu ve evinde sigara icilebiliyordu. Bir hayli oturdum, bir hayli agladim, bir hayli zor vedalastik.

Kendisinden zarar gordugum insanlara karsi derin bir ofke duyuyorum icimde. Hayatimdan ziyadesiyle istifade etmis, sonra umarsizca cekip gitmis. ve ben yasini tum siddetiyle yasatirken icimde, o kim bilir hangi yamaclara acmis parasutunu. Gercek mutluluk kaybede kaybede bulunacak belki. Fusun Apartmanini yakasim geliyor.

Bu degil asil anlatmak istedigim. Felis cama cikiyor ve mahallenin cocuklarina sirinlik yapiyor. Onlar da ciglik ata ata seviniyorlar, kendilerine bir miav dedi diye. Benim icin bir miav der misin? Ciglikli sevinmeyeli yillar oldu.

Dun itibariyle apartmandakiler tasinacagimi ogrendi. Herkes oyle uzuldu ki, neredeyse ben de uzulecektim. Kizlari gibiymisim. Madem oyleydi, "asure gunu bir tabak alip neden getiremediniz o kadar bekledik" diyemedim tabii. Varsa yoksa aidat topladiniz. Ama Zehra ablanin hakkini yiyemem. Asetonumu almis vermemisligi, yerine kayisi getirmisligi var. Kizina da az ders calistirmadim oss'ye hazirlanirken.

Bir de malum sucular var tabii. Birgun bana bir cicek gelmisti ayiptir soylemesi. O esnada evde degildim, apartmanin altindaki sucuya birakin dedim, telefondaki gorevliye. Birkac gun sonra mahallenin bakkali "gelen cicek Antalya'dan mi?" diye bir soru sorunca, sokagin gelismis telekomunikasyon agini cozdum. Ozleyecek miyim? Suphesiz !

Bir de Yeter var. Beni surekli birilerine "almak" isteyen. Ben de "gorustugum" biri var dedim en sonunda. Ne dese begenirsiniz? "Onu ek!" Omur torpusu bir kadin. Onumuzdeki 15 yil icinde gorustugum? biri olmazsa Yeter'i nerede bulacagimi biliyorum neyse ki :) Ama onu da ozleyecegim.

Fakat en cokta, bu pencere onunden, bu marti sesleri altinda, boyle sabaha karsilarda yazmayi...

Perşembe, Temmuz 23, 2009

serencam, merak ve ertesi

Hayatima bir dugum atmis ve attigim o dugumle, yillarca eksik nefesle yasamisim. Simdi cozuldum. ve kendimi cozer cozmez gidiyorum.

Baska carem olmadigi icin hic gitmedim. Hep bir merakla gittim. Simdilerde, her kosesini karis karis bildigim, cocuklugumun gectigi sehri merak ediyorum. Okuldan kactigimda, uzerinden ayaklarimi sallandirdigim falezler vardi. Asagi attigim tasin akibetini hicbir zaman ogrenemedigim...

Cektigim acilarin, mutlulugu ispatlayan bir yani var. ve ben ne zaman kara bulutlari gorsem, egilir arasindan bakarim yaklasan isiga.. Benim yasamimda, onunden gecmeye cesaret edemedigim bir apartman, yasamimin sonuna dek bir daha asla gecmek istemedigim bir sokak, kullandigim hicbir esyada bulunmasini istemedigim bir renk var. 5 yil boyunca ugramadigim bir okula, 2 ay gidip 52 ders verdim; Turkce dersinden 14 alip kaldim.

Benim yasamimin, ara bir formu bulunmali. Hicbir hissimin dozu ve limiti yok. Ofkemden de kork, sevgimden de. Sabahlari sevinc icinde ciglik atarak uyandirabilir, aglarken siddetinden bayilabilirim. Yasi yasima denk dostluklarim, binlerce kilometrelik yol hikayelerim var. Herhangi bir koyde tanimadigim kapilari calabilir, kapimi calan herhangi birini iceri alabilirim. Ben buyum. Bu kadarim. Gucum de bu. Yetenegim de. Aldim, kabul ettim kendimi. ve biliyor musun, bunu ilk kez basardim.

Salı, Temmuz 21, 2009

08 Eylül 1905

hello i am sorry if i cant add you on facebook but i have 18'000 friend requests waiting and i am only allowed 5000 friends

Ivy Bean

Karayipler'de postane bulup sana o zarfi gondermek icin ozel sofor tutup gunluk yevmiyesini vermistim. Koca adada tek postane vardi.

Tasinmam hakkinda "cok sevdigim bir dukkan kapaniyormus gibi.." dedi bana. Gizliden gizliye derin bir uzuntu duydugumu soyleyebilirim. Hani sirlarimi agac kovuklarina anlatmaya inandigimi bilenler bilir ya.

Luzumsuz duygusalliga gerek yok. Cok ozlersem, doner gelirim uc-bes ay sonra. Bu Istanbul burada duruyor. Simdilerde ihtiyacim olan cocuklugumun gectigi Akdenizde bolca bisiklet, sayfalarca kitap, biraz anne yemegi ve komsuculuk oynamak. Hem bahcede bir cardak bile var. Hem cocukluk arkadaslarimin bebegi oluyor birer birer, onlar da orada yasiyor. Hem portakallar cicek actiginda sehir mis gibi kokuyor.

Evet. Dun yuruduk. Dolmabahce'den Besiktas, Akaretler, Macka, Tesvikiye, Osmanbey, Mecidiyekoy parkurunda. 3 yilimin gectigi semtlerle vedalasmak gibiydi. Macka'da ITU Sosyal Tesisleri var. Orada benim hayatim degisti. Yine Macka'da baska bir cam binanin 7. katinda sabah 8 aksam 22 arasi tam 3 yilim gecti. Kapkaca da orada ugradim. Hem de basbakanin Swissotel'de toplantisi vardi o gun, yuzlerce polis vardi etrafta. O gun bugundur motor sesinden urkerim, hirsiz kaskli ve motorluydu. Ama korkularimizin uzerine gitmeli degil mi. Kask alayim bir tane :) Sozun ozu, Istanbul'da yeniden yasamaya karar verirsem Macka'da oturmak isterim, iyi bir is bulamazsam da cadir kurarim Macka Parki'na.

Gidiyorum ben..

Cunku Baudelaire gibi bana da, "her nerede degilsem orada iyi olacakmisim gibi" geliyor..

Bir yandan da delice bagiriyor Kavafis icimden;

"Bir baska ulkeye, bir baska denize giderim, dedin
bundan daha iyi bir baska sehir bulunur elbet.
Her cabam kaderin olumsuz bir yargisiyla karsi karsiya;
-bir ceset gibi- gomulu kalbim.
Aklim daha ne kadar kalacak bu corak ulkede?
Yuzumu nereye cevirsem, nereye baksam,
kara yikintilarini goruyorum omrumun,
Bosuna bunca yil tukettigim bu ulkede.

Yeni bir ulke bulamazsin, baska bir deniz bulamazsin.
Bu sehir arkandan gelecektir.
Sen gene ayni sokaklarda dolasacaksin,
ayni mahallede kocayacaksin;
ayni evlerde kir dusecek saclarina.
Donup dolasip bu sehre geleceksin sonunda.
Baska bir sey umma-
Omrunu nasil tukettiysen burada, bu kosecikte,
Oyle tukettin demektir butun yeryuzunde de.-

Cumartesi, Temmuz 18, 2009

Yarisma Baslamistir !



Masadaki yesil soda sisesine dalip gitmisken "kalk" dedi. Biraz aklimi dagitacakti. Itiraz etmedim. Panorama 1453 Tarih muzesini, yapilis asamalarinin tumune sahit biriyle gezmenin en guzel yani, ara ara kulaginiza egilip on binlerce figur arasinda gozunuzden kacabilecek detaylari soylemesi. Tum dunyada yalnizca 30 kadar olan panoramik muzelerden biri artik Istanbul'da. Yakin zamanda gidip gormenizi tavsiye ederim.

Mukemmel havalandirma, isiklandirma ve ses sistemi muzeyi gezerken ki tum konforunuzu sagliyor. Ayrica muzeyi gezerken, sesli rehber cihazin size soylemeyecegi 2 kucuk sirrim var. Bunlardan ilki, binlerce kare resmin biraraya gelmesiyle olusmus panorama icindeki gercek boyutunda 4 suvarinin yuzu, resimleri yapan ressamlarin bizzat kendi yuzu. Bir cesit megalomani ama cizimler o kadar basarili ki, bunu fazlasiyla hakettiklerini dusunuyorum.

Ikinci sir ise, basinizi yukari kaldirdiginizda masmavi gokyuzu icine gizlenmis Fatih Sultan Mehmet silueti. Bunu kesfedebilmek icin de dakikalarca bakmaniz gerekebilir. Ki ben yanimda, siluetin yerini bizzat bilen biri oldugu icin fazlasiyla sansliydim. Eger esinlenir de giderseniz diye fotografini burada yayinlayacagim. Ama siz yine de gidip gozlerinizle gorun. Soz veriyorum, cok sasiracaksiniz.

Ben fetih duygusu olanlara saygili fakat savasa, zapt etmeye ve ulkeleri ayiran sinirlara karsi anarsist ruhlu sakin bir dunya vatandasi olarak, bu muzeyi sevdim mi sevdim. Bircok milliyetci ruhu saha kaldiracak besbelli. Bense boyalarin tum tonlarini, pars giymis suvarilerin yuzlerindeki tum hisleri, fondaki ney sesini, sekiz metrelik o kocaman top arabasini hatirliyorum..

Resimdeki silueti ilk bulana, muzeye bir giris bileti benden hediye ! Bilet adresinize, tarafimdan bizzat gonderilecektir. Gosterin kendinizi :)

Çarşamba, Temmuz 15, 2009

bir de

Vazgecmemenin esrarengiz geri donusumu. Cesaretin akil ermez kehaneti. ve benim bitmek tukenmek bilmeyen umidim. Bir de ben aksamuzerini cok seviyorum. Bir de arkeoloji muzesinin bahcesini. Icerisi de guzel tabii ama bahcesi daha guzel. Boyle kocaman agaclar var. Sutunlardan, yuzlerce yasinda taslardan masalar..

dilemma

Sonra sahsi esyalarini teker teker tasidi evime, kapiya yanasan arabadan. Ben de olup biteni bos gozlerle izledim. Simdi odanin kosesinde baskasina ait bir yigin koli ve benim bu evde gecirdigim 3 yila karsi duydugum merhamet..

Pazar, Temmuz 12, 2009

Ben cesur bir savasciyim cunku,

Benim buyuk buyuk busbuyuk dedem Tiberius Neon, Sagalassos'un hakimiydi.

Sagalassos neresi peki? 13 Pisidia sehrinden biri.

Pisidia; bir Akdeniz cografyasi. Batida ve kuzeyde Frigya, doguda Isaura, guneyinde Likya ile cevrili olan; Goller Bolgesi'ni ve Antalya'nin kuzeyindeki daglari kapsayan bolge. Iste Sagalassos bu cografyada kurulu olan 13 sehirden biri.

Dedem, yukari ve asagi Agora'yi kurarken, iscilerine bati portikoya 3 tane sutun koymalarini soylemis. Ustelik sutunlardan biri basasagi duruyor ki, ben bugun size bunu iftiharla anlatayim. Inanmiyorsaniz gidin yerinde gorun.

Bu yil guneyini kaziyorlar sehrin. Merdivenler aciga cikacak. Yukari ve asagi Agora birlesecek. Ben de gidip, onlar beni kovana kadar baslarinda bekleyecegim arkeologlarin.. Jeroen, kazi baskani su an. Jeroen Poblome. Sonra Ebru var, Heroon'u o kaziyor.

Sagalassos'a cikin. Oglen saat 1-2 arasi orada olun. Cunku o saatlerde kazi ekibinden kimsecikler olmaz. Sicak taslarin uzerinden bulutlara bakin. Ben oradaydim. Benim dedem oradaydi, onun dedesi de...

Tarihci Arrianos, Iskender'in ve Sagalassos'un ordulari arasindaki antlasma hakkinda sunlari not etmis:

"Sagalassos onemli bir sehirdi. Diger tum sehirlerdeki gibi Sagalassos'da da Pisidialilar yasardi. Burada yasayanlar, cok savasci bir halkin en cesurlari olarak unlenmisti"

Iste bana miras kalan bu cesaretle duserim yollara. Amacim varmak degil, seferdir zira.. Iradem, yola degil hep yolculuga..

Çarşamba, Temmuz 08, 2009

maglup ve fakat magrur bocek.

Ales kitabini cope atabilirsin. Pasaportunu da. Utanc veren bir sessizlige gomuldum. Iste yine hic benzemiyorum kendime. Utaniyorum. Oysa sevdiklerim saglikli. Oysa hala alabilirim o motoru. Oysa hala gidilmedik ulkeler var. Kurulmadik hayaller iste orada duruyor. Parcacik fizigini tum detaylariyla ogrenebilir, cocuklara yaptigim kuklalarla ogretebilir, yeni bir oyun yazip en basindan baslayabilir\dim. Biraz gucum kalsaydi.

3 yildir ayni koltugun uzerinde bir seylerin degismesini bekliyor, 20 yildir ayni kelimelerle konusuyor, 5 yildir ayni sehirde yasiyor, kendimi bildim bileli aglamakli dolasiyorum. Bu defa degisecekti her sey. En ucuk hayalimi kurdum, en uzaktakine uzandim. Oyleyse, asil bir dususe acmaliyim kanatlarimi.

Sefaletimi ilan etmekten hic utanmadim. Bugun ogleden sonra 5. kat yeteri kadar yuksek degildi, otobansa cok magazinel. Binbir turlu yok olus dusuncesi icinden birini begendim. Defolup gitmek. Okulun sican yuvasi kadar bahcesinde otururken, cakmagimi isteyen adini dahi bilmedigim cocuga, "yeni bir eve ve esyalara ihtiyaci olan bir arkadasi olup olmadigini" sordum. O da bana "kendisinden daha fazla ihtiyaci olan kimseyi tanimadigini" soyledi. ve boylece ev artik onun oldu. Iyi ki benim mavi bir cakmagim vardi.

Ayni gunun birkac yarim saat sonrasinda, ablasi Fransa'da uzay ekonometrisi hocasi olan arkadasimla havadan sudan gokyuzunden yeryuzunden konusurken; onun da kendisini bir bocek gibi hissedip hissetmedigini aniden sordum. Aptal bir bakis firlatarak yuzume, "hayatimda boyle bir sey hic hissetmedim" dedi. Bense o an, bankin uzerinde dolasan antenli bir hamambocegiydim.

Belki de bazen, olup biten her seyin sebebi, tek bir seydir. O tek bir seyi aramak uzere gidiyorum ben. Belki bir dagin zirvesinde gozlem yaptigim bir gece, belki Kizildeniz'e daldigim bir anda, belki bir baska metropolde bulurum. Belki de hayatimin sonuna kadar bulamam.

Hic umut yok. Bu yuzden aglamak bu kadar yakisiyor bu ana.

Perşembe, Temmuz 02, 2009

kal saglicakla!

Felis. O uyurken kulagimi karnina koyuyorum. ve dunyanin en essiz senfonisi basliyor. Gordukleriniz sizi yaniltabilir, duyduklariniz da ama dokunduklariniz asla.. Bir yerinden baslamak lazim sevmeye; cesaretini topla bildiklerini unut sustuklarini konus..

Ezberlerimi bozdum, mucizeye kararttim gozumu. Vaktim az, hayalim buyuk, iradem sinirli. Hayatinda bir kez cok buyuk bir aci yasayip aniden buyuyenler icin, yasamin geri kalani hasari epik bir cocuktur. Parmagiyla isaret eder gostermek istedigini, ziplayarak sevinir, yere comelip aglar, omzuna siler agzindaki yogurdu..

Benim antika bir bisikletim var. Ondan daha hizli giden bir bisiklete hic binmedim. Eger birgun biri benden odunc isterse onu, gozumu kirpmadan veririm. Kiymetli hicbir esyam yok. En sevdigim elbisemle kaldirima oturabilir, kitaplarimin altini cizer, sahip oldugum herhangi bir sey hakkinda "aa ne guzelmis" diyen herkese "al senin olsun" derim pervasizca.

Yasamin kendisi, deli gibi heyecanlandiriyor beni. Findikli'da balik tutan amcalari seyrediyorum gizli gizli. Balikci bir baligi yukari cekerken, ben sevincle ciglik atiyorum icimden. Badem satan nobetci kuruyemiscileri seviyor, sigara ictigim icin utaniyor, amator astronom olup yildizlari adiyla bildigim icin gurur duyuyor, gormedigim butun ulkelerin hayalini kuruyorum.

Ben Tuba. Burasi Istanbul. Yarin gece bu saatlerde baskentte olacagim. Ben en buyuk hayallerimi hep orada kurdum. Peki siz, gokyuzune cok yakin bir balkondan asagi egilip bagirdiniz mi hic? "Dusmeyecegim !"

Çarşamba, Temmuz 01, 2009

fisi


Fisi, pisi ve ben yasiyorduk. Fisi baskente gitti bu sabah. Pisi ve ben kaldik. Evin sesi solugu kesildi sanki. Sinavlarimdan hemen once bunaldikca serinlemem icin alip masama biraktigi kolonya; kukla festivalinden sonra ben seviyorum diye, benim icin yaptigi parmak kuklalar masamdalar. Bir insan dusunun ki, nesesiyle sizi kusatirken; "maalesef aglayacak zaman yok abla, zaman olsa agla" diyerek carpsin sizi. Kucucuk bir insan dusunun ki, gelip tum gucuyle alsin hayatinizin kontrolunu elinizden, eline.. Bir insan dusunun ki, sirf onun icin aklima bile getiremiyorum maglubiyeti.

Mesnevi Clt.4.3788

"Bozulanlar, degisenler bedene ait olan duygu ve huylardir. Degisim yeri bedendir. Olumsuz olan ruh parlak ilahi bir gunestir. O gunes gibi olan ruh hic degismez, bozulmaz, baska sekle burunmez. Hastalik, uyku, agri, sizi gibi sifatlar bedene aittir. Ruh'un bu sifatlarla ilgisi yoktur. Ruh fani olan bu sifatlardan temizlenmistir."

Pazartesi, Haziran 29, 2009

aglayacaksan, basini daga yasla

Bir dagin en zorlu tirmanis yuzu, kuzey yuzudur. Cocuklugumdan beri kuzey buz denizini hayal ediyorum. O zamanlar kuresel isinmadan haberim yoktu. Haliyle endiselerim de yoktu. Hayalimdeki buzullar coktan eridi. Fakat yukselen sular boyumu gecmedi. Evimin onundeki sokak gittikce daraliyor mu?

Uyku tulumu baktim bugun. Renk renk. Dagin basinda, turuncu uyku tulumunda uyusan ne yesilinde uyusan ne. Oyle degil ama. Bunun, gunun ilk isiklariyla birlikte uyanmasi var. Dag kekigi kokusu var. Zirveye dogru cikarken guvenle bastigin tasin, yerinde sabit olmamasi dengeni bozmasi var. Arkandan gelen arkadasina, ayni tasa basmamasini tembihlemek. Sehir boyle mi ama ? Herkes kendi basinin caresine bakar sehirde.

Hizli hizli nefes alislarla, tum hucre ceperlerin genisler dagda. Zirveye yaklastiran herbir adimda kendine guvenin artar. Siz sehirde, karsidan karsiya gecebildim diye kendine guveni artan birini gordunuz mu hic? En buyuk risk, mekanik bir olumdur sehirde. Araba kullanabiliyorum diye, kendiyle gurur duymaz kimse. Oysa, zirveden bulutlari seyrederken, seni oraya tasiyan ellerine, ayaklarina, tum kas ve kemiklerine minnet duyarsin.

Farkindaliktir dag. Once kendinin. Fiziksel gucunun. Sonra icinin, inancinin.

Agir demir bir kutunun icine konulmus bir defter ve yaninda kalemler var zirvede. Zirveye ulasanlar, deftere zirve notlari dusuyor.. Tirmanisini ailesine, sevdigine adiyor.. Ve bunu yazip zirveye birakiyor, demir kutuyu kapatiyor. Zirve cok ruzgarli oldugu icin, defterin bu agir kutu icine konulmasi sart. Gectigimiz yaz, bir defter ve bir kalem de ben koydum bu kutuya. Ilk sayfasina kendi tirmanis sozumu yazmistim. Ben sozumde durdum. Cok merak ediyorum baska kimler, neler yazdi defterime..

Bu yil yeniden cikip, sozumde durdugumu soylemeliyim. Siz bilmezsiniz ama zirve bilir, zirve bekler, zirve merak eder. Cunku bazilari zirvenin cocuklaridir, bazilari sehrin kor sagir ve dilsiz hamallari..

Scream aloud in the crowd

Serserilikte bir yere kadar. Sogan kafalik etmenin alemi yok. Calismali biraz daha. Bir de bugun saganak yagis diye kandirdilar, disari cikarttilar beni, ben yagmura yagmur demem herkes saga sola kacismadikca. Ben kacmam ama illa yavas yururum yagmurda. Seker olsam suruptum simdiye.

Gittim notlara baktim. Bakmaz olaydim. Arka bahcesi var okulun 3 metrekare. Oraya oturdum sigara ictim. Cok ayip degil mi kizlar sigara icmez. Hele yaninda kahve hic icmez. Kararirsin sonra maazallah.

Agladiktan sonra daha neseli yaziyorum. Bilegime omzuma nazar boncugu taktim. Pazar gunu bir avuc nazar boncuguyla cikti geldi. Nazar boncuklari bizi kabuslarimizdan da koruyormus. Gece yarilari yollara dusup deliler gibi yurumenin de, semptomik histaminik reaksiyonel fonksiyonlarina karsi birebirmis.

2 kitabim yoktu, yayinevinden de temin edemedim. Okulun forum sayfasina mesaj attim. Yardim yagdi, kitap yagdi. Giderayak gozlerimi yasartti haylazlar.

Butun gun icimde latince Memento Mori 'eceli hatirla' diye bagiran sarki buydu iste. En uzun mutlulugum 1 gun suruyor; en buyuk hayalim 2 gun mutlu olmak. Bu album bir harika. Merak edenlere tum sarkilarini gonderebilirim.

Ismi " the very first thing you must learn about flying is gravity" Baska soze gerek var mi? Bence yok. Haydi gidip biraz daha yuruyelim. Everybody Loves Irene soylesin, gravity always wins!

arap kizi camdan bakiyor

Yagmur yagiyor. Cikip islanmali. Notlar aciklanmis olmali. Sabahtan beri cesaretimi toplamaya calisiyorum. Toplanmiyor. Cikip islanmali.

Cumartesi, Haziran 27, 2009

nane. limon. kabugu.

Cok arabesk bir gece. Kaybetme korkusu tasimamak ne kotu. Iyi ki benim korkularim var. Kendi adima degil ama hicbiri. Bu gece de mesela hizli hizli yurudum. Saat epeydi. Epey saat gordunuz mu siz hic? Benim bir golge saatim var. Rakamlar, akrep, yelkovan hepsi isik golge. Saat var ama aslinda yok. Elektrikler kesilince zaman duruyor mesela.

Ruyamda evime bir yabanci girmis. Burasi benim evim diye bagiriyormusum ki fisi uyandirdi. Korkulu korkulu baktigini ve beni sakinlestirmeye calistigini hatirliyorum. Evet burasi benim evim. Saatim gibi. Isik golge. Bugun var, yarin yok. Her sey gibi.

Soylemis miydim? Cok arabesk bir gece. Boyle, ben her gece sarhosum derdimden boyle ask yolunda berdusum bir gece. Ya da ne bileyim, icki nedir bilmezdim simdi bir ayyas oldum bir gece. Ben hayatimda bir yudum bile icki icmedim biliyor musun? Islenmemis tek gunahim. Onu bizzat sakliyorum.

Yururken, luks villalarin oldugu bir sokakta saklambac oynayan palace cocuklarinin arasindan gectim. Annesi babasi poker oynuyormustur iceride diye dusundum. Cocugun sosyetesi olur mu? Olmuyor iste.

Poker dedim de, bir mezun olayim ben de poker oynamayi ogrenecegim. Mezun olunca ne yapacaksin ? Poker de bobregimi kaybedecegim. Olsun, pokerde kaybeden askta kazanir. Oynadigim en kumar oyun, annanemle pistiydi. Demek ki ben annanesi pisti oynayan bir neslin cocuguyum. Bir de o cok guzel manti yapar. Butun annaneler gibi. Haftaya gidecegim yanina. Telefonu kapatirken, "iyi gunler dilerim" der hep. Ben de size iyi gunler dilerim. Bitti bu kadar.

Cuma, Haziran 26, 2009

Katre-i Matem

Zorunlu okuyup yazdigim makalelerden ve tum sinavlardan kurtulur kurtulmaz, asirlardir yolunu gozledigim sevgiliye kavusur gibi sarildim bu gece Katre-i Matem'e!

Iskender Pala omru hayatimda tanidigim, okurken kendimi teslim ettigim, kendimden gectigim tek yazar. Son kitabi olan Katre-i Matem, benim icin yine bir ispat niteliginde. Cumleleri, tum hucrelerime sirayet ederek ilerliyor.. ve ben yasami ancak boyle olursa, algilayabiliyorum..

1. Sual:
"Fedakarligin Sinirini Tasirabilir misin?"
diyor ve basliyor kitap..

Degil ki, sinirlari tasirmak; kendisi icin bicilen kaftanin rengine karar vermekte aciz, modern zaman atiklari icin, bu ve bunun benzeri kitaplar, kiymeti bilinmemeye mahkum.. Degil ki, tasirmak sinirlari; sinirsizligin hayalinden, fedakarligin mutlak hazzindan bihaber bir neslin kayip parcalari olmak ne aci, diyorum ben de..
...

Objektif olmak gerekirse, yazari referansiyla kitabevinde heyecan icinde kitabi elime aldigim vakit; kapak tasarimi sebebiyle buyuk hayal kirikligina ugradim. Boylesi kiymetli kitaplar, satis ve pazarlama ilkeleri geregince boyle kolay harcanmamali diye dusunuyorum. Tasarimda kullanilan renkler (altin sarisi, bordo ve siyah) bir harika ancak detaylar, sanatsalliktan cok uzakti. Besinci sinif bir Amerikan bestseller gorunumunde, rafta musterinin dikkatini cekme odakli hazirlanmis bu tasarimi kabul ettigi icin de Sayin Iskender Pala'ya ayrica kirginim.

Kapak tasarimini yapan Utku Lomlu'ya ulasip, bu tasarimin matbaadan cikmis son halinin tasarimi yaparken ki hayaliyle ne kadar ortustugunu soran bir mektup yazdim kendisine. Henuz cevap gelmedi. Gelen cevabi sizlerle paylasirim. Tasarimini ve sanatini direkt elestirmedim, yalnizca uygun bir lisanla sordum. Zira boyle bir elestiri haddini kendimde gormuyorum. Sadik bir okur olarak Iskender Pala edebiyatiyla; kapak uzerinden satis ve ragbet kaygisi tasiyan yayinevi arasinda bir celiski sezdim.

Sayfalar ilerledikce, akil hazinemde yer eden nadide cumleleri yazacagim.. Belki de kiskanir paylasamam kimseyle.. Kimbilir.. Kimse bilmez, ben bile..

yuregi, vurulmus olmek uzere olan bir kusun yuregi gibi carpiyordu

-Kumda ayak izlerimin basladigi yeri goreceksin. Iste orada bekle beni. Bu gece gelecegim.

Duvardan yirmi metre uzaktaydim. Hala kimse gozukmuyordu. Bir sure sustuktan sonra Kucuk Prens yine konustu.

-Zehirin etkili mi? Bana fazla aci cektirmeyecegine emin misin?

Oldugum yerde kalakaldim. Yuregim parca parcaydi.

Çarşamba, Haziran 24, 2009

Plan del Empleo Minimo 1

Aslinda ilk defa bir yaziyi gondermeden evvel durup kisa bir muddet dusundum. Uzun bir muddet dusunseydim, muhtemelen gondermezdim.

Beni fiziksel olarak taniyan hic kimsenin bilmedigi bir sayfam vardi. Onu yok etmekle basladim ise. Sonra burasi olustu ve ese dosta duyurdum. Cok icimden gelmedikce, bloglar arasi saga sola yorum birakma hevesim olmadigi icin, bilinme imkanim da yoktu.

Interaktif bir sayfa olsun, eski asklarim okusun ic gecirsin, gizli hayranlarim olsun falan istedim herhalde :) Saka bir yana, bugune kadar yazdiklarimin hicbirinin derdi kendimden baskasi degildi. Cogunlugu da, okuyup yazdigim gecelerin sonunda gunu kurtaran notlardan oteye gitmedi.

Okur sayimin cift haneli rakamlara ciktigi gun ki mutlulugumla, elliyi astigi bugun ki mutlulugum esdeger! Okunmuyormus gibi yazmaya devam edemedim..

Bir de iki gun kaldi biliyor musunuz?

Programin berbatligina bakin ki, iki gun icinde 7 sinavim var. Ama basaririz degil mi ey halkim ! :) Hemen de politik demec kivamini yakalarim hic kacirmam.. Ustelik vakti zamaninda politikaci gibi davranmakla itham edilmisligim de var, icimde kaldi mi? Kaldi. Sinmis demek ki uzerime.

Ne diyordum? Hm bu blog. Yazmaya tereddut ettigim kismi, okurlarimi ifsa etmek aslinda. Ama bu tam bir ifsa olmayacagi icin de anlayisla karsilanirim umarim. Benim en vefali okurlarimdan biri Bursa'da yasiyor, bir digeri Ankara'da, bir digeri Woodstock, Illinois'te. Alinmaca darilmaca yok. Hepinizi seviyorum ama simdilik ilk ucum boyle :)

Onlar benim hayatima kosesinden bucagindan sahit, ben haklarinda hicbir sey bilmiyorum diye gidip google maps senin, google earth benim dolastim baktim.

Arastirmalarim esnasinda, ortaya soyle de hos bir tesaduf cikti. Ne kadar dogru bilemem ama en sevdigim filmlerden biri olan Groundhog Day'in cekildigi yerin Illinois oldugu hakkinda rivayetler var!

Gayri romantik, pek az sistematik bir yazimizin daha sonuna geldik. Yarin ki 4 sinavimda bana basarilar dilemekten bir adim oteye gidip, benim icin dua edebilir ya da hic umrunuzda olmayabilir.. Hepsi kabul.

Ne diyordu basligimiz ? "Minimum Calisma Plani"
Bu plan dahilinde; yuruyuslere devam edebiliyor, dondurma yiyebiliyor, 3 saat uyuyor, Felis'le golge kovaliyor, gunu One A Day'le kurtariyorsunuz.. Sinir harbine yenik dusup arka bahcede aglamaksa sui generis !

Sevgiler

Lika

Pazartesi, Haziran 22, 2009

Asagilik maskeler takip cikmak, en gosterisli oyunlara

Son 3 gun.

Ince ince agliyorum, ince ince korkuyor icim. Bir bucuk yil suren derin uykudan uyandigimda; kendimi zayiflamis, guclenmis ya da yapayalniz kalmis bulabilirim. Sonuc degil surectir onemli olan dedi bana. Ama yine de korkuyorum. Tum hayalleri suya dusurmekten, tum guvenleri bosa cikartmaktan.. Maglup ama magrur bir komutan edasiyla yuruyemem bu defa. Psikolojik bir savas veriyorum ve cok buyuk kayiplar verdim kuzeydeki bu sehrin cephelerinde.

Felis beni annesi saniyor ve serce parmagimi emiyor uykusu geldiginde. Yasamimin hic degilse onun icin bir anlami var.

!

"Et tu Caesare, civitate dare potes homini, verbo non potes"

"Sen Ey Caesar, insanlara yurttaslik hakki verebilirsin, fakat sozcuklere veremezsin"

Pazar, Haziran 21, 2009

ismiyle müsemma

Son analizde irtifa kaybettim. Maglubiyet olacaksa da neticesi, makul bir yukseklikte kavga etmeliyiz seninle. En sert yumrugunu kaldir havaya. Tum zayifligimi unut.

En buyuk sehirlerin en ucra sokaklarindan gectim. Tum kestirmelerini bilirim metropollerin. En ac kedileri tanirim metrelerce uzaktan, nesli tukenmis mucizelere inanirim. Cakmak tasir sigara icmez, son parami gozumu kirpmadan veririm dilenciye.

Ben de tipki mucizeler gibi, nesli tukenik bir prensesim. Icimin saraylarinda kirmizi elbiselerle dolasir, yuzunu yillarca gormedigim bir adama karsi sadik bir ask yasarim. Sonra bir gun, kirmizi elbiselere asik bir adam tanirim, tum ask ezberlerimi bozar, pesine duser giderim.

Yildizlari adiyla bilir, ama satranc bilmem. Banyo yapmaktan nefret eden cocuklari ikna kabiliyetim var, ama bozuk param yoksa binemem taksiye.

3 yasinda Alman bir cocugu gecelerce Turkce masallarla uyutmuslugum, boyumca bir kardan adama sarilip aglamisligim var. Paris'e tarhana sokmaya calisirken toz madde sanan polisler tarafindan durdurulmuslugum; kuzenlerimi kandirip daga kekik toplamaya cikartmisligim; sonra ciktigimiz dagdan inemeyip aglayan kuzenlerimi teselli etmisligim, gece vakti jandarmalar tarafindan yara bere icinde bulunmuslugum var.

Canimdan kiymetli bir kardese, antika bir bisiklete sahibim. Simdilerde bir motor ve cadir hayal ediyorum. Sonra yine daga cikacagiz, belki kekik bile toplariz !

Cumartesi, Haziran 20, 2009

kopruden once son cikis

Aklimi yitirmekle, hayata yeniden baslamak arasi bir yerdeyim. Hayatinda bir kez gercek manada yok olusu yasamislar icin, yasamin geri kalani nasil kiymetlidir bilemezsiniz. Hicbir anini kacirmamak icin, uyumaya kiyamaz.

Hepsini yeniden dizmek icin, en alttaki karti cektim. Uzerinde cikisi gosteren bir ok yoktu, vazgecmek icin cok erken, kaybettiklerimi geri getirebilmek icin cok gecti.

tehlikeli elestiriler, tehditkar tahammuller

Aydinlanma, insanin kendi sucu ile dusmus oldugu bir ergin olamama durumundan kurtulmasidir. Bu ergin olamayis durumu ise, insanin kendi aklini bir baskasinin kilavuzluguna basvurmaksizin kullanamayisidir.
...
Doga, insanlari yabanci bir yonlendirilmeye bagli kalmaktan coktan kurtarmis olmasina karsin, (naturaliter maiorennes) tembellik ve korkaklik nedeniyledir ki, insanlarin cogu butun yasamlari boyunca kendi rizalariyla erginlesmemis olarak kalirlar ve ayni nedenlerledir ki, bu insanlarin basina gozetici ya da yonetici olarak gelmek baskalari icin de cok kolay olmaktadir. Ergin olmama durumu cok rahattir cunku. Benim yerime dusunen bir kitabim, vicdanimin yerini tutan bir din adamim, perhizim ile ilgilenerek sagligim icin karar veren bir doktorum oldu mu, zahmete katlanmama hic gerek kalmaz artik. Para harcayabilecegim surece dusunup dusunmemem de pek o kadar onemli degildir; bu sikici ve yorucu isten baskalari beni kurtaracaktir cunku.

Immanuel Kant

Perşembe, Haziran 18, 2009

Siz Ayten'i taniyor musunuz?


Ben de tanimiyordum.. Cikan gazete haberlerinden duydum ilk. Heykelini dikeceklermis diye.. Oysa cok isterdim Bursa'da Kapalicarsi cikisi gulumsedigi insanlardan biri olmayi. Onu gormus, caldigi cumbusu uzun uzun dinlemis, kirmizi cantasina yiyecekler koymus bir arkadasima sordum, anlatti bana Ayten'i gecenlerde..
Para istemezmis Deli Ayten, sadece gulumsermis. Ve her daim guzel giysiler icinde, bulup bulusturup taktigi rengarenk birden fazla cantayla, dantelli beyaz paltosuyla cumbus calarak gezermis..

Onun evinde olu bulundugu yil, ben 10 yasindaymisim henuz.. Fakat yasadigi sehirde olsaydim, tipki kucuklugumde diger delilerden oldugu gibi ondan da hic korkmaz, yanina yaklasir konusmaya calisirdim suphesiz.

Ben ilkokul yaslarindayken yan apartmanin balkonunda, sandalyesinde surekli sallanarak oturan, asagida oynayan bizleri seyreden bir arkadasim vardi. Topu hizla onun balkonuna dogru vurdugumu, onunsa balkonuna dusen topa hicbir tepki vermemesi uzerine, oynamak istemedigini dusunerek rahatladigimi hatirliyorum. Annesi cikip asagi atmisti topu, Reyhan bana kizmisti neden oraya attin diye. Zaman zaman evlerinden cigliklari gelirdi, iste buna dayanamazdim.

Deli Ayten, once menenjit olmus. Hastaligi atlatmis atlatmasina ama asktan kacamamis. Sevdigi adam sehri terkedince de, sokak sokak gezip cumbus calarak onu aramis ve olur da bulurum diye hep en guzel kirmizi cantasini takmis..

Bu bir zamanlar saclari orgulu Bursa sokaklarinin deli kizi Ayten, icimde bir deli kiza dokundu. Soz oldu, dustu buraya..

Çarşamba, Haziran 17, 2009

ruya

Sayfalarca okudum, bir o kadar da yazdim.. Cok guzel bir sarkiyi tekrar tekrar dinliyordum ki, bu esnada sabah oldu.. Serceler, kargalar uyandi..

Insan hayatinda cocukluguna sahit bir sarki varsa eger, benim icin de bu sarki sahittir tum cocukluguma..

Ilk duydugumda okuldan cikmis yuruyorduk. Halbuki okuldan her cikisimizda birimiz doguya, digerimiz batiya dogru yururdu. O gun neden ve nereye dogru yuruyorduk birlikte sen hatirliyor musun?

Sonra birden mirildanmaya basladi. Sesinin bu kadar guzel oldugunu ilk farkedisimdi. "bir tel kopar ahenk ebediyen kesilir.." Yillarca yalnizca bu satiri kaldi aklimda bu sarkinin. ve hic merak etmedim kim soyluyor, nasil soyluyor. Onun sesiyle hafizamda kalan sekli muhakkak en guzeliydi.

Dostlugumuzun omru, yari yasimizi gecti.. Felis kocaman oldu gormeye gelmedin..

obursam gunahim ne?


Iki yeni limited edition cikolata kesfettim ! Ikisini de ayni gece yedim bitirdim.




Tek kelimeyle muhtesem harika olaganustu harikulade fevkalade sahane !

Deneyiniz efendim mutlak deneyiniz, gordugunuz raflari bosaltiniz pisman olmayacaksiniz ..

Yaban mersini ve karamel mi dediniz ?
O halde Milka Peak Dream!
Cilek ve siyah cikolata mi yoksa?
O halde elbette Milka Mountain Glow!

ah dostlarim goruyorsunuz ya, beni bu guzel havalar mahvetti :)

7'sinde neyse 70'inde o

Cubbe ve kepler dagitildi bugun. Ben almadim. Mezuniyet torenine gitmeyecegim. Icimde kaldi mi? Kaldi. Mezun olacak miyim? Elbette.

Sinavdan sonra meyve almak icin marketteyim. Kasaya geldigimde, cicekli entarisiyle yasli bir teyze de benimle es zamanli geldi. Ben fazla beklemesin dusuncesiyle sirami verdim. Teyze kasaya dogru yaklasti ve kasadaki bayana sordu:
- Yavrum Crunch'lar ne tarafta ?
-Iste hemen burada, buyrun
-Hayir bunlari gordum sevmiyorum, Crunch sordum ben

nasil yani yaa :)

Salı, Haziran 16, 2009

İlaç gibi minyon!

Halime Gurbuz isimli, pek kiymetli bir yazarimiz ( kendisine ait okudugum bu ilk ve tek yazidan itibaren benim icin katiyen pek kiymetli ! ) araliksiz okuyup yazmaktan oturu cinnetlere gark olup, canilerle hemhal oldugum bu sabaha karsi vakti epey neselendirdi beni..

Neseme sebep yazi ektedir efendim saygilarimla :)

Formülü: (Milyon miligram minyon) Tam olarak bilemem, ancak mühendisliğe kadar okuyabildik. `Rabbim ne güzel yaratmış` deyip, çay ve içli köfteden sonra yeryüzüne en güzel armağan olarak kabul edilmelidir.

Farmakolojik özellikleri: Minyon, Fransızca`da `Sevimli güzel kadın` anlamına gelen `Mignon` kelimesinden türemiştir. Bu bayanlara `ufak tefek` denebilir ancak, altını tükenmez kalemin yayını fırlattırarak çiziyorum ki; kısa değil, minyondur. Ve bu önermenin `Şaşı değil şehla` tarzı bir iyimserlik kılıfıyla hiç bir benzerliği yoktur. Endikasyonları: Sevimli, narin yapılı, 1.45-1.60 m. standart kesim biblo gibi bayanlardır. Bu çıtı-pıtı `Genetik Piyangosu` talihlileri, portatif ve katlanabilir yapılarıyla her yaşta ve şartta (ki buna onca dert, tasa da dahildir) genç görünürler. (bkz. Bonzailer) Şirinlik etiketi bir ömür üzerlerine yapışıktır, kazımayınız. Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane de denebilir. Bir minyonun `boyunca` çocukları olması pek vakit almaz. Fazla yer kaplamaz. Çok kumaş gitmez, seri sonu ve çocuk reyonlarından alışveriş imkanıyla pek masraf çıkmaz. Sağlıklıdır, kafayı oraya buraya çarpmaz. Her daim ön sırada oturtulduğundan sağlam temellere dayanan bir eğitim, sıkışık bir minibüste sağ arka tekerlek üzerinde bile rahat salınım, zarafet ve boy farkı avantajıyla eşiyle sahra mantarlarını konuşurken bile `sana tabiyim` duruşu...

Kontrendikasyonları: Manasız deyiş ve atasözleriyle (MDA) kontrendikedir. Minyonlar, büyük ihtimalle iri kıyım, kıskanç ve kart gösteren bayan atalar tarafından uydurulmuş atasözleri ve deyişlere birlikte alındığında zehirli olabilirler. Klinik çalışmalar; `Kalçası yere yakın olandan korkacaksın` tarzı deyişleri sırıtarak kullananların, hipopotam ve develere denizci düğümüyle bağlanıp üç tur attırıldıklarını ispatlamıştır.

Uyarılar ve tedbirler: Asla çekelemeyin. Çekiştirince uzamıyorlar, bu kadarlar! Minyon bayanları, kuzey ülkelerinden ziyade kendilerini daha `iyi` hissedecekleri Asya ülkelerine götürün. Yanınızda yürürken kaldırıma çıkmasına, anlık da olsa keyif almalarına müsaade edin. Şu rafa bir uzanıverin. Katiyen yanında; bacaksız, bıdık, cep manitası, Karamürsel Sepeti(kendim yazıp kendi kendimi kınıyorum) demeyin. Dahası `bızdık, ufarak, gubarak` derseniz taş olursunuz!

Araç kullanımı üzerinde etkileri: Seyir halinde sürücü minder, fihrist ve benzeri materyallerle desteklenmelidir. Sürüş emniyeti ve etkinliği değerlendirilmemiştir.

Yan etkiler: Minyonlar genellikle her ahval ve şeraitte çok iyi tolere olur. Ekseri hiperaktivite, sıklıkla; `Her ölçtüğümde farklı çıkıyor` seviyesinde hafif pudralı bir kompleks ve boy ölçüsünü bir üst haneye yuvarlama inadı... Nadiren; kantarın topu kaçarsa topaçvari yusyuvar tostopar bir görüntü... İstenmeyen etkiler: Küçükken, `Yan yana durun bakiiim şöyle kardeşle` tarzı ölçme değerlendirme tekniklerinden ve içirilen balık yağlarından, büyüdüğündeyse tadilat fişlerinden bezginlik. Sıklıkla tepeden bakılacağı için, panoramik görüntüye ve kepeklere ekstra itina. Bu kadar. Başka yan etkisi yok. Hımm... Bir de; bankada banko önü kısıtlı görüş alanı, kalabalıkta ezilme tehlikesi, hakkını aramaya çalışırken `Aa, kim konuştu Mahmut Abi?` cümlesi...

Takdim şekli: Malum... Kaynana Semra`nın, buradan saygılar sunarım, belki de tek takdir ettiğim cümlesi; `En kıymetli hediyeler küçük kutularda sunulur`

Dozaj: Ömür için tek doz yeterlidir. Beklenmeyen bir etki gördüğünüzde doktora başvurmayınız! İşe yaramaz. Minyonlar gerekli hallerde yerden güç alır, şaşırtır! > Ninem diyor ki:

Kavakta nar olmaz, kötüde ar olmaz.

> Profesör Mualla:

Kartal için bir güvercini mağlup etmek şeref değildir

> Halime Gürbüz

meraklisina :

http://www.tumgazeteler.com/?a=1618308

Pazartesi, Haziran 15, 2009

itiraf

Bir BiC kaleme sahip olmaktan daha guzel bir sey varsa su hayatta, o da 10 BiC kalem..

Pazar, Haziran 14, 2009

icses

pencereden cikip bagirmak istiyorum,
gec zaman geeeec!

Cumartesi, Haziran 13, 2009

Kucuk Prens

Bu sabah erken vakitlerde bir zil caldi. Gelen, hayatimda aldigim en guzel hediyelerden biriydi.. Hediyeyi gonderen de, hayatimda aldigim en guzel hediyelerden..

Henuz boyasi dahi kurumamis uzerinde ve mis gibi talas kokuyor sovalesi.. bkz: header resmim

Bu tablonun bana gelisiyle soyle bir tesaduf olustu..
Bugun benim Uykusuyum'un dogumgunu. Kucuk Prens'le ilk o tanistirmisti beni. Uyuyamadigim gecelerde okurdu bana, kitap bitmemisti henuz ve biz sonsuza dek uyandik.. Iste bu yuzden kitabin son bolumlerini ayni sonsuza dek bilmeyecegim.

Bu vesileyle, ne diyor en sevdigimiz tekerleme cevap ver?

-Hadi Canim !

1)Bu Eylul'de yuruyor muyuz Likya Yolu'nu?
2)Edremit Korfezi sahiden bir korfez miymis gidip bakiyor muyuz bisikletlerimizle?
3)II. Red Bull Soapbox Race'de Biz birinci oluyor muyuz?

bir bahar aksamidir bana gam..


Evet ben bir Mabel Matiz hayraniyim. Sesi daha once gecmedigim kapilari aciyor, gitmedigim ulkelere goturuyor..

Yeni bir video eklemis bugun Araf'ta ve henuz 11 kez dinlenmis. Daha cok bilindikce, kiskaniyorum.

Her ne kadar kiskansam da, onu herkes bilsin dinlesin, sokakta onunden gectigimiz magazalardan Mabel sesi gelsin, kahvemizden ilk yudumu aldigimiz bir sirada radyodan Matiz, ikinci el kitaplarin kurtlari olup kayboldugumuz sahafta kisik bir sesle donup duran Mabel olsun, tramvaydan Galata Kulesi'ne gulumsedigimiz bir anda Matiz girsin iceriye duraktan, en sevdigim arkadasima buyuk sevinc icinde Mabel sakiz hediye ederken icecek suyumuzun bile olmadigi dagda, agac kovugunda sizip kalmis Matiz..

Bu Mabel, esrik cumleleriyle sermest ediyor beni. Uzun zamandir hakkinda bir yazi yazmak istiyordum. Gocmen kuslar mi haber verdi bilinmez ama sayfama gelip merhaba dedi. Belki de "sen boyle bir ses duydun mu hayatinda?" diye Mabel'i dinlettigim arkadaslarimdan biri, bana bir oyun oynadi, kim bilir.. Sebep her ne olursa olsun, bu merhaba cok mutlu etti beni..

Cuma, Haziran 12, 2009

mass exchange

Cunku hepsi benim hatam. Tipki hepsi benim basarim oldugu gibi. Zaman her zamankinden hizli akmali. Bir fazladan geceye dahi tahammulum kalmadi. Sadece iki hafta sonra bu gece ya buyuk bir utanc yasayacak, ya da tevazuyla sukredecegim mucizeye. Korkuyorum. Zamanin sahibine sigindim. Siddetli bir ruzgar esiyor. Mevsimi degil. Aglayarak yaziyorum. Ilk degil.

Perşembe, Haziran 11, 2009

uvercinka

maziye bakiyorum,
her tasin altini kaldiriyorum
benzeri var miydi diye.

15

Ust komsum gecen bahar, gurultu yaptiklari gerekcesiyle belediyeyi arayip sokaktaki kedileri toplatti. Ellerinde acayip araclarla sokaga gelen maskeli gorevliler tek kedi kalmayana dek hepsini toplayip gittiler. Bense olup biteni pencereden caresizce izlemistim.

Bu olaydan oturu mahallemize kusmeyen kediler bu bahar yine geldi. Ayni komsu, en ust katta bulunan evinden en asagidaki kedilere usenmeden her sabah yine bagiriyor yine kovaliyor. Bense onun bilmedigi iste bu sabaha karsi vakitlerinde disari cikip, onlara sut ekmek simdilerde Felis'in kuru mamalarindan veriyorum. Iclerinden biri hamile. Ve umarim cok yakinda yakinimiza bir yerlere yavrulayacak. Gonul ister ki tavana cikabilsin ve oraya yavrulasin, ust komsumun basina..

Çarşamba, Haziran 10, 2009

16

Kiymetli fisi'mizin Dersaadet'e tesrifi dolayisiyla anketi kapattim. Katiliminizdan dolayi ayri ayri tesekkur eder, esenlikler dilerim.