Vintage Bicycle
Perşembe, Ocak 26, 2012
kül
Sokaga sirt ustu uzandigimi hayal ediyorum. Topragin altindan sesler geliyor. Raylar. Mekanik ugultular. Topragin dahi kendine ait bir sesinin olmadigi metropollerde hayatta kalmayi nasil basariyoruz? Nasil oluyor da cilginlar gibi daglara dogru kosmadan, dugumlerimizi cozup, ruzgar bagrimizi acita acita, nasil oluyor da kosmadan kalabiliyoruz bu sehirlerde...
Buraya kadar dedigi oluyor icimdeki digerinin. Yururken. Bir marketten ciktigimda yahut ekmek aldigimda bir firindan.. Aniden birakiveriyor kendini. Ani bir vazgecis. Hayatta kalmaktan. Sehri bir fazla bilmekten. 1 saat fazladan gun isigindan. Bir lokma olsun yemekten..
Hepsinden ve her seyden, evvela kendimden baslayarak, dokundugum dusundugum bildigim duydugum her seyden, sert bir durusla vazgeciyorum. Degil ki gemileri, butun bir sehri limanlariyla yakiyorum.
Pazar, Ocak 15, 2012
Ingrid Bergman
Ingrid Bergman, esini bir ogle yemeginde terkeder. Gunesli bir gundur. Aglayarak arabasina biner.
Bazi terkedislerin dogasi aglamaktir, bazilari bakislarini yere bile dusurmeden gider.
Terkedenin gozunde gordugum her yasin, aslinda birgun O'nu bagislayabilme umidiyle oldugunu dusunurum.
Geri donmemek uzere gidenler, terkederken gozyasi dokmez. Gittikleri yerde aglarlar mi, bilinmez.
Ingrid agacli yolda, surebildigi kadar hizli, aglayarak surer. Silecekleri calistirir. Bulaniktir gordugu. Sonra aniden gulumser. Tum zamanlarin en aci gulumsemesidir, cunku Paris o gunlerde guneslidir..
1961 yapimi Goodbye Again filmini izlerken, dizlerime sarilip ileri geri sallandigim dogru. Dusuncelerim de sallanirken, bunlar kalmis geriye.
Salı, Ocak 10, 2012
Cesaret
Bazen bu sehirde doganlarin bile bilmedigi yerleri sirf cesaretimle kesfediyorum.
Eger ki bir seyi sirf cesaretimle basarmamissam, bu hicbir zaman gercek bir basari hissi vermiyor icime.
Su an burada, yanindan gecenlerin gormezden geldigi kohne merdivenleri tirmaninca buluverdigim eskimis bir banktayim.
Hayatimi, birilerinin kullanip, artik ondan vazgectigi seyleri toplayip, onlari teselli ederek cogaltiyorum. Bu bazen bir ayagi kirik bir sandalye, bazen de sirtimi yaslayamayacagim kadar eski bir bank oluyor.
Birilerinin ittigi, sevmedigi seylere kucak acmayi nerede nasil ogrendim hatirlamiyorum.
Tek hatirladigim, fermuar dikisleri sokulmus kalem kutumu kalem uclariyla dikebilmeyi hayal ederdim. Yeteri kadar esnek bir kalem ucu buldugumda, bunu basarabilecektim. Bu imkansiz degildi, sadece uretilen kalem uclari yeteri kadar esnek degildi. Butun bir cocuklugum bu ve benzeri imkansizlara butun kalbimle inanarak gecti.
Inanarak geciyor.
Cuma, Ocak 06, 2012
Ördek göçü
Ördekler sıcak şehirlere göç edince, ben de gidip onların şehirlerine göçüyorum..
Bir şehrin göçebesi de olsak, akşam karanlığı hepimizi eşitliyor ve adilce seriliyor üzerimize. Okunmaz oluyor yüzümüzden geldiğimiz şehirler, özlediğimiz kim varsa, yahut neye ağladıysak dün gece..
Bugünü yanında geçirdiğim bu gölün suları ne zaman çekilir bilmiyorum, ağladığım ne varsa içine attım. Ördekler evlerine dönünce yesinler diye..
Spreckels Lake
Golden Gate Park, San Francisco
Çarşamba, Ocak 04, 2012
Las Vegas
Siz de benim gibi, sahsina munhasir kelimesinin anlamini, en az kelimenin kendisi kadar sevenlerdenseniz; bu sehri dunya turunuzun sonlarina erteleyin. En direkt serbest soylem !
Sehrin tamamen kendine ait, ust uste bir cift tasini bile goremeyecek, oyle farkli acilardan oyle cok isiga maruz kalacaksiniz ki donus yolunda isiga duyarliliginizi yitirdiginizi farkedip panige kapilacaksiniz.
Hayatinda pistiden baska bir oyun bilmeyen, okey oynarken 'okey' gelse gulerek ve el cirparak bunu herkese belli eden bendim ve sehre iner inmez havalimaninda baslayan kumar makinalarini ilk bakista ATM sandim.. Sehirde kaldigim diger gunlerde de bu makinalarla aramda kurulan en yakin duygusal cagrisim Street Fighter'di.
Otele dogru giderken pencereye yapismis, bombos sokaklari izliyordum. Sabahin en guzel saatindeki bu tenhaligi dusunuyordum ki, "bu sehirde geceleri kimse uyumaz" diyerek ic sesimi cevapladi arkadasim..
Dunya uzerinde oyle bir yer dusunun ki, Ozgurluk Heykeli var New York degil, Eiffel Kulesi var Paris degil, kanallariyla Venedik'i var Italya'da degil. Sehrin her caddesinde baska bir sehri geziyor ama Las Vegas neresi deseler gosteremiyorsunuz.

Ha bir de su var, sokakta yururken elinize reklam kagitlarindan tutustururlarsa, sakin almayin!
Benim gibi "aman alayim da hemen dagitsin bitsin sogukta usumesin adamcagiz" diye de sakin dusunmeyin!
Birakin ususun.
Zira ben, aldigim seyi gorunce utanca kapilip panikledim ! Cevre bilincim yuzunden yere de atamadim, cop de bulamadim ve 'rezil oldum eyvahlar olsun diye' omrumde gormedigim en ciplak kadinlari cantama atmis oldum!!
Bunlari dagitanlar oyle sandiginiz gibi bir iki uc degil. Yuzlerce adam, hemen her cadde basini tutmus, sizi aksamki striptiz sova yahut gay bara yahut ismini bilmedigim baska bir tuhaf eglenceye davet ediyor.
Ama tum bunlara ragmen, dunyanin en guvenli sehirlerinden biriydi. Derdim sadece biraz daha bilmek biraz daha ogrenmekti; saat gecenin ucunde bir elim cebimde cay icerek yuruyordum. Otellerin onunden birbir gecerken iyi geceler dileyen bellboylar, afiyet olsun diyen evsizler, iyi seneler dileyen diger turistler vardi ve odama tek bir kisi tarafindan bile rahatsiz edilmeden dondum.
Alisveris merkezlerini hic sevmem ama simdiye dek gordugum en guzel alisveris merkezi, kapali alanda verdigi acik hava hissiyle Forum Shops yukarida, Venedik Otel'in ici asagida :
Ozetin ozeti ise su:
Tipki Ankara'dan Istanbul'a gitmek gibi; Las Vegas'in en guzel yani San Francisco'ya donmekti..
Salı, Ocak 03, 2012
mum
Sol dirsegi uzerinde dogrularak yaktigi ve basucuna koydugu o mum. Kirik bir bardak icinde ruzgarinda etkisiyle tir tir titreyerek yanan o mum. Kivrilarak yattigi dukkan onunde, seyrederek uyudugu mum.
Refleksle elimi fotograf makinama attim, aklimda bu ani anlatacak turlu turlu kelimeler. Tek bir kare dahi cekmedim ki, kendime geldim. Yaptigimdan utandim.
Evsizin basucunda yanan mum kadar bile isitmiyordu sefkat icimi. Saba makamiyla baslamayan gunlerden ne hayir gelirdi ki..
Çarşamba, Aralık 21, 2011
Corba

Eve donerken yolumu degistirdim.
Gidip bir kase corba ictim. Fransizca bilseydim, daha cok sevecegim bir corba secebilirdim menuden. Coktan aksam olmus.
Corbami beklerken, durakta otobus bekleyen insanlari goruyordum pencereden.. Zamanin herhangi bir aninda, herhangi bir seyi bekleyen insanlar vardi.
Ne kadar acikmis olabilirdim ki, o corbayi yalniz ictim ?
Yahut ne kadar yalniz olabilirdim ki, icimdeki boslugu aclik sandim..
Salı, Aralık 13, 2011
Sahit
Kucukken babam elime bir parca pamuk biraz da yag verir, gicirdayan menteseleri yaglamami isterdi. Kapilari tek tek kontrol eder, gicirdayan kapinin onune sandalye ceker, sandalyenin tepesinde; "buyuklerin isini neden benim yaptigimi" sorgular ama yine de isimi yapardim.
Bittigini soyledigimde babam gelip kontrol ederdi. Kapatip actigi kapilari nefesimi tutup izledigimde, yeniden yaglamami istemesine degil ama her seferinde, yere yag damlatmamami tembihlemesine fena bozulurdum.
Babamin takdirini kazanmak oyle zordu ki, hayat boyu hicbir basarimda onu tam olarak mutlu edemedigimi hissettim.. Eksiksiz ve tek seferde yagladigim kapilar istisna..
Bu aslinda buyuklerin olan isi neden bana yaptirirdi ?
Dunyanin herhangi bir cografyasinda, hayatta kalma mucadelemi kendi adima verebileyim diyeydi suphesiz.
Aksam yemeginin hemen oncesinde, adi San Francisco olan bu sehirde, ustelik sandalyesiz yagladigim butun kapilarim sahittir ki;
yere bugun de hic yag damlatmadim.
Pazartesi, Aralık 12, 2011
Ara,lik.
Kitabevinde kitaplar arasinda dolanirken; hani bir kitabi alip digerini biraktiginiz, ama aslinda hicbir sey aramadiginiz o gunler vardir ya..
Iste tam da onlardan birindeydim..
Onunde en uzun dikildigim rafin, hayir meraktan degil sadece yorgunluktan, arka tarafina dogru yurudugumde.. Bu kapiyla karsilastim.
Hicbir yere acilmayan kapilardan geciyorum.
Hicbir yere varamayisim bundan..
City Lights
Columbus Avenue, San Francisco
Pazar, Aralık 04, 2011
noktalayamama
Perşembe, Aralık 01, 2011
Salı, Kasım 29, 2011
Pazartesi, Kasım 14, 2011
The Coffee Bean & Tea Leaf
Gunesli bir Kasim gununden daha guzeli, kardesimin de yanimda oldugu Gunesli bir Kasim gunu olabilirdi.. Olmadi.
Hayat, kendini gerceklestirmekte gecikenler icin ne kadar insafli acaba ?
Bu kadar mukemmelliyetci olmasaydim, kusursuz bir eser birakmak yerine kusurlu onlarcasiyla gurur duyuyor olabilirdim.
Gecmiste aldigimiz kararlarin uzucu sonuclarini dusunerek degil de, gelecegin umutlu kararlari icin kullanmaliyiz aklimizi diye uzun uzun anlattim. Ben hep uzun uzun anlatir, sonra derin bir sessizlige gomulurum. O derinler ki, sirlarina vakif degilim.
Pazartesi, Kasım 07, 2011
Tas Saray
Cunku ben hala cok utaniyorum.
Utangaclar Ulkesi kurdum. Kralice oldum. Biliyor musun ?
Istersen gelip bu bayram, ulkemin butun evlerinden seker toplayabilirsin. Seni sarayimin surlarindan gozetlerim.
Ama karsina cikamam. Bilirsin..
Utangacliklarimdan saray kurdum. Kralice oldum. Biliyor musun ?
...
Yillarca utancimdan yere dusurdugum bakislarimla,
Tuba
Pazartesi, Ekim 31, 2011
sandigin gibi degil
Umulmadik bir zamanda bulmak, bulan icin ne derin azap.
Elektronik saadet, ruhta ne buyuk bir israf.
Pazartesi, Ekim 17, 2011
Ne garip ki
Perşembe, Ekim 13, 2011
kör-güven
Bazen, iste tam da bu an burada oldugu gibi, kendimi ise yaramaz ve beceriksiz hissediyorum. Hani eline bir degnek alip otlara savurarak yuruyen biri bile, benden daha ise yarar sanki.. Sanki diye biten butun cumlelerimdeki temkinsizligi goruyor musun.. Kendinden emin insanlarin dik bakisli golgesi uzerime dusmus, bu karalti icinde tedirgin oylece duruyorum.
Pazar, Mart 07, 2010
Pazartesi, Ocak 11, 2010
merry cranberry
"bir gun" bulusuruz--cok iyi--
"bir gun" du, hani nasil --silinti--
gerisi dokuntu gunler
ola ki beslemekte "bir gun"u hepsi..
e. cansever
Perşembe, Aralık 24, 2009
Tekerlek Kanatlar
Gece bisiklete binmeye orada baslamadim. Cok daha kucuktum geceleri bisiklete binerken. Anneme soz verir, bekciyi atlatir; hayir bekciyi atlatmaz arka demir kapidan ucarak kacardim. O yillarda sokaktan cocuk kacirmazlar miydi geceleri, inanin bilmiyorum. Fakat annem istisnasiz her seferinde feci kizardi. Pismanmis gibi yapardim ustaca..
Sonra pek cok oldu ama evsiz ilk arkadasim uzak bir memleketin insaniydi. Ben evsiz degildim o siralar ama memleketsizdim, iste burada bir yerde anlasiyorduk. O'na kahvalti goturur, karsiliginda ders alirdim. Ailemi sorardi, geldigim yerlerdeki iklimi.. Kirli kopegini severdim, o da beni severdi karsiliginda. Severken karsilik beklemeyi orada ogrenmedim. Onu cok daha sonralari ogrenecektim.
Mutlulugu; genis bahceli, buyuk garajli, Amerikan filmlerinin mustakil evlerinde arayan bunyelere inat bir yerlerde buldum hep. Hep puruzlu bir insandim. Biraz soluklanayim, gediklerimi kapatip oylece karisayim hayata diye ciktim geldim bu vilayete. Zerreden basladim degismeye..
Cumartesi, Aralık 19, 2009
Hello emptiness
Mesela karsinizda telefonla konusuyor ve siz onun aslinda konusur gibi yaptigini biliyorsunuz. Gozlerinin icine bakip "selam soyle" diyorsunuz.
Cunku, Yalan : a. 1. Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır: “Yalanı en güzel kullanmış olanlar eski Şarklılardır.” -A. Haşim. 2. sf. Uydurma.
Sonra sakince arabadan inip, yuruyorsunuz.
Çarşamba, Aralık 16, 2009
bu an
Cok yakinda gidecegim. Gitmek istedigim icin degil, kalamadigim icin. Kalacak yerim olmadigi icin de degil. Sadece, kalamadigim icin.. Basitce yeniden oynayacagim ayni sahneyi.
Bazilari beni hic affetmeyecek. Bazilari anlayacak. Bazilari sorgulamayacak. Bunu dusunemiyorum simdi. Aglayarak yazmayali asirlar olmus sanki.
Perşembe, Ekim 15, 2009
Salı, Eylül 29, 2009
elveda
Gerceklesmiyor hicbiri. Bu gece de tipki diger geceler oldugu gibi ayni balkonda oturuyor, ayni kitabi okuyor, ayni cayi iciyor, ayni beni yaslandiriyorum. Ayin sabaha karsi tamamlayacagi soldan saga dogru kavisi bile simdiden gorebilip, heyecanlanmiyorum.
Yillar evvel bir baska dogum gunumde baslamistim bu blog oyalamasina. Facebookmus, msnmis, diger tum uygulamalardan oldugu gibi cekiliyorum buradan da. Kendime gercek bir yasam kurmak icin, tum sanal varoluslardan vazgeciyorum..
Cumartesi, Eylül 26, 2009
meslektas
Son gunlerde hep Ortacgil dinliyorum. En cokta Pencere Onu Cicegi. Cok ofkeliyim bu gece. Derdimi anlatamiyorum ama. Anlatamadigim icin daha cok ofkeleniyorum. Ofkelendikce de anlatamiyorum. Beni anliyor musun gunluk.
Istanbul'da olsam cikip yururdum, bu kadar ofkelenince. ki zaten bu saatler benim yuruyus saatlerim olurdu. Simdi baba evinde olunca, kafam atti yuruyorum ben gecenin birinde denemiyor haliyle. Bir balkondan diger balkona gidip gelince ofken dinmiyor, pressleniyor. Cumlemin icinde Ingilizce bir kelime kullandim. Turkce ekle ustelik. Iste bundan da nefret ederim baskasindan duysam. Sevmedigim ozellikleriyle baskasina benzemeyi sevmiyorum. Beni anliyor musun gunluk.
Su an bir gelin geldi gunluk. Carprazdaki apartmanin onunde indi arabadan. Simdi onu birakmaya gelen yakinlariyla vedalasiyor opusuyor koklasiyor sarilisiyor. Pek bir mutlu gorunuyor herkes. Ben bu gece mutsuz hissediyorum kendimi. Aralarina mi gitsem. Ben hic gelin olmak istemiyorum. Mutsuzluk cok guclu. Beni anliyor musun gunluk.
Sen de hicbir sey soylemiyorsun. Kafam cok karisik. Icim dar. Narin mavi kanatlarimdan birkac tuy ucarken kopmus gibi. Done done salina salina iniyor simdi asagi. Boyle boyle kanatsiz kalacagim. ve gun gelecek ben de siradan olacagim. Beni dinliyor musun gunluk.
Cuneyt Ozdemir'in program konugu olacagim bir is basarmak istiyorum. Anlatsam gulunecek hayallerim var. Kiraz sapi uzum copu falan aldim. Kurler yapip icmek icin. Sam'a Ibn i Arabi'nin mezarini ziyarete gitmek istiyorum. Oradan da donmeyebilirim. Beni anliyor musun gunluk.
Cuma, Eylül 25, 2009
Perşembe, Eylül 24, 2009
Çarşamba, Eylül 16, 2009
wild wild west
Pazar, Eylül 13, 2009
Asirlardir uyuyan bahcedeki kuyudan yukselen cigliklar
Pazartesi, Ağustos 17, 2009
Cumartesi, Ağustos 15, 2009
Buldumcuk 12. Cadde'den Bildiriyor:
Ne yalan soyleyeyim hic yazasim gelmedi kac gundur. Bugun Birisi "hadi ama" demese bunlari da okumuyor olacaktin kuvvetle muhtemel. Tesekkurler Birisi'ne.
Oyle bir hengame, arbede, oyle bir kargasa, oyle bir telasla tasindim ki sorma gitsin. Mola verdigimiz dag basinda Felis'in hayatinda ilk kez gordugu kopege karsi sevgi dolu kosusunu anlatmasam da olur. Ama Akdenizimde ilk geceyi Sagalassos'ta milyarlarca hayir katrilyonlarca yildiz altinda gecirdigimi anlatmasam olmaz.
Havada gordugum onca leylek nereye gidiyordu bilmiyorum ama ben kendime gelemeden yeni bir yolculuga cikiyorum birazdan. Oraciklardan da yazamam besbelli. Zira onlarin deyimiyle "gendi gendimi gezdirem"
Dogaclama tiyatromun sahnesini bu defa Kyrenia sokaklari olusturacak. Oradan dondukten sonra 2 gun gecmeyecek ki, gozlem icin tirmanacagiz Uludag'a. Dunya uzerinde Tutyeli diye bir yer var ey okur. Ruzgarindan disleriniz birbirine vuruyor agustosta. Neden gidiyorum o halde? Ciplak gozle baktigimizda milyarlarcasi ayni anda uzerimize yagiyor sandigimiz o ates bocekleri icin !
Gorusmek uzere
Cuma, Ağustos 07, 2009
adios madios
Bizi almaya gelecek araba yola cikti. Ben de birazdan interneti ve diger ayni uynu kapattirmak uzere evden cikacagim. Ayni uynu Istanbul'dan ayrilmadan evvel uydurdugum son ikileme. Belki gittigim yerlerde de yeni bir hayat uydururum kendime. Belki de uyduramam. Belki de akillimin aklina uyarim.
Aksamlari falezler uzerinden feneri yakar, sabahlari yuzmeye giderim. Belki hayal ettiklerimin hicbiri gerceklesmez, o zaman da hayal bile edemediklerim gerceklesmis demektir.
Gidiyorum ben. Ucuz kurtuldum.
Salı, Ağustos 04, 2009
Kin. Intikam. Kan. Nefret.
Yasamsal enstantanem karanlik. Bir intikam yemini etmek ve sozumde durmak istiyorum. Icimde bir katil var ve gozunu kirpmadan olduruyor. Hayatimda hic korku filmi izlemedim. Korku filmlerinin fragmanlarindan dahi korkarim ben. Bu yuzden hicbir cinayet senaryosu canlanmiyor zihnimde.
Farketmez. Sadece dimdirekt cikip karsisina, arkamda iste tam da bu cumleleri delil olarak birakarak, yok etmek onu ve kendimi.
Bize silahla atis yapmayi babam ogretmisti. Cocuklugumda uzaga hedef koyar atislar yapardik. Ben kosarak gidip bakardim sonuclara. Ayni silahla gelecegimi vurmayi hayal ettim gece boyu. Katil olmak zerrece korkutmuyor. Nemli hucreler. Basit bir ucuncu sayfa haberi olmayi kaldirabilir miyim. ve bir de annemin gozyaslarini. Bunu dusundum.
Baska turlu cozulmeyecek. evet olum bu defa care.
Cuma, Temmuz 31, 2009
Uç beni uç beni uç yavru kuş ol uç beni..
"Bugun cok guzel Istanbul fotograflari cektim. Digital olsalardi gormeni saglardim. Vedalasiyorum yavas yavas. ama cok yavas. Hissettirmeden gidebilmenin tek yolu bu belki. Evet dur sen soyleme; bu sehrin kendisinden ayrilan kimse icin uzulmeyecek vakur durusunu ve kendimi kandirdigimi biliyorum. "
Nereye tasindigimi sordugunda ise, bu sorunun cevabi tam bir muamma.
Yasamak istedigim sehre, ulkeye, devam etmek istedigim egitime ya da calisacagim ise.. Kisaca, yasamsal rituellere karar vermeye gidiyorum, diyerek cevaplayabildim..
Bana kendi sorduklarimdan daha zor sorular sorulmasindan hoslanmiyorum. Benim sorularim kendim icin yeteri kadar cetrefil. Bana bunu yapmayin.
Garip seyler oluyor ve ben kendimi bu defa bir garabet gibi hissetmiyorum.
Hayatimda bu kadar garip seyler ilk kez olmuyor, fakat ilk kez hem gidiyor hem uzaklasmiyorum.
Duvarimdaki Charlie Chaplin saskin bakislarla beni izliyor. Peki siz onun asil adinin, Charles Spencer Chaplin oldugunu biliyor musunuz?
Pazartesi, Temmuz 27, 2009
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Vivere Militare Est
Pazar, Temmuz 26, 2009
Cumartesi, Temmuz 25, 2009
ozlem\ek
Kendisinden zarar gordugum insanlara karsi derin bir ofke duyuyorum icimde. Hayatimdan ziyadesiyle istifade etmis, sonra umarsizca cekip gitmis. ve ben yasini tum siddetiyle yasatirken icimde, o kim bilir hangi yamaclara acmis parasutunu. Gercek mutluluk kaybede kaybede bulunacak belki. Fusun Apartmanini yakasim geliyor.
Bu degil asil anlatmak istedigim. Felis cama cikiyor ve mahallenin cocuklarina sirinlik yapiyor. Onlar da ciglik ata ata seviniyorlar, kendilerine bir miav dedi diye. Benim icin bir miav der misin? Ciglikli sevinmeyeli yillar oldu.
Dun itibariyle apartmandakiler tasinacagimi ogrendi. Herkes oyle uzuldu ki, neredeyse ben de uzulecektim. Kizlari gibiymisim. Madem oyleydi, "asure gunu bir tabak alip neden getiremediniz o kadar bekledik" diyemedim tabii. Varsa yoksa aidat topladiniz. Ama Zehra ablanin hakkini yiyemem. Asetonumu almis vermemisligi, yerine kayisi getirmisligi var. Kizina da az ders calistirmadim oss'ye hazirlanirken.
Bir de malum sucular var tabii. Birgun bana bir cicek gelmisti ayiptir soylemesi. O esnada evde degildim, apartmanin altindaki sucuya birakin dedim, telefondaki gorevliye. Birkac gun sonra mahallenin bakkali "gelen cicek Antalya'dan mi?" diye bir soru sorunca, sokagin gelismis telekomunikasyon agini cozdum. Ozleyecek miyim? Suphesiz !
Bir de Yeter var. Beni surekli birilerine "almak" isteyen. Ben de "gorustugum" biri var dedim en sonunda. Ne dese begenirsiniz? "Onu ek!" Omur torpusu bir kadin. Onumuzdeki 15 yil icinde gorustugum? biri olmazsa Yeter'i nerede bulacagimi biliyorum neyse ki :) Ama onu da ozleyecegim.
Fakat en cokta, bu pencere onunden, bu marti sesleri altinda, boyle sabaha karsilarda yazmayi...
Perşembe, Temmuz 23, 2009
serencam, merak ve ertesi
Baska carem olmadigi icin hic gitmedim. Hep bir merakla gittim. Simdilerde, her kosesini karis karis bildigim, cocuklugumun gectigi sehri merak ediyorum. Okuldan kactigimda, uzerinden ayaklarimi sallandirdigim falezler vardi. Asagi attigim tasin akibetini hicbir zaman ogrenemedigim...
Cektigim acilarin, mutlulugu ispatlayan bir yani var. ve ben ne zaman kara bulutlari gorsem, egilir arasindan bakarim yaklasan isiga.. Benim yasamimda, onunden gecmeye cesaret edemedigim bir apartman, yasamimin sonuna dek bir daha asla gecmek istemedigim bir sokak, kullandigim hicbir esyada bulunmasini istemedigim bir renk var. 5 yil boyunca ugramadigim bir okula, 2 ay gidip 52 ders verdim; Turkce dersinden 14 alip kaldim.
Benim yasamimin, ara bir formu bulunmali. Hicbir hissimin dozu ve limiti yok. Ofkemden de kork, sevgimden de. Sabahlari sevinc icinde ciglik atarak uyandirabilir, aglarken siddetinden bayilabilirim. Yasi yasima denk dostluklarim, binlerce kilometrelik yol hikayelerim var. Herhangi bir koyde tanimadigim kapilari calabilir, kapimi calan herhangi birini iceri alabilirim. Ben buyum. Bu kadarim. Gucum de bu. Yetenegim de. Aldim, kabul ettim kendimi. ve biliyor musun, bunu ilk kez basardim.
Salı, Temmuz 21, 2009
08 Eylül 1905
Ivy Bean
Karayipler'de postane bulup sana o zarfi gondermek icin ozel sofor tutup gunluk yevmiyesini vermistim. Koca adada tek postane vardi.
Luzumsuz duygusalliga gerek yok. Cok ozlersem, doner gelirim uc-bes ay sonra. Bu Istanbul burada duruyor. Simdilerde ihtiyacim olan cocuklugumun gectigi Akdenizde bolca bisiklet, sayfalarca kitap, biraz anne yemegi ve komsuculuk oynamak. Hem bahcede bir cardak bile var. Hem cocukluk arkadaslarimin bebegi oluyor birer birer, onlar da orada yasiyor. Hem portakallar cicek actiginda sehir mis gibi kokuyor.
Evet. Dun yuruduk. Dolmabahce'den Besiktas, Akaretler, Macka, Tesvikiye, Osmanbey, Mecidiyekoy parkurunda. 3 yilimin gectigi semtlerle vedalasmak gibiydi. Macka'da ITU Sosyal Tesisleri var. Orada benim hayatim degisti. Yine Macka'da baska bir cam binanin 7. katinda sabah 8 aksam 22 arasi tam 3 yilim gecti. Kapkaca da orada ugradim. Hem de basbakanin Swissotel'de toplantisi vardi o gun, yuzlerce polis vardi etrafta. O gun bugundur motor sesinden urkerim, hirsiz kaskli ve motorluydu. Ama korkularimizin uzerine gitmeli degil mi. Kask alayim bir tane :) Sozun ozu, Istanbul'da yeniden yasamaya karar verirsem Macka'da oturmak isterim, iyi bir is bulamazsam da cadir kurarim Macka Parki'na.
Gidiyorum ben..
Cunku Baudelaire gibi bana da, "her nerede degilsem orada iyi olacakmisim gibi" geliyor..
Bir yandan da delice bagiriyor Kavafis icimden;
"Bir baska ulkeye, bir baska denize giderim, dedin
bundan daha iyi bir baska sehir bulunur elbet.
Her cabam kaderin olumsuz bir yargisiyla karsi karsiya;
-bir ceset gibi- gomulu kalbim.
Aklim daha ne kadar kalacak bu corak ulkede?
Yuzumu nereye cevirsem, nereye baksam,
kara yikintilarini goruyorum omrumun,
Bosuna bunca yil tukettigim bu ulkede.
Yeni bir ulke bulamazsin, baska bir deniz bulamazsin.
Bu sehir arkandan gelecektir.
Sen gene ayni sokaklarda dolasacaksin,
ayni mahallede kocayacaksin;
ayni evlerde kir dusecek saclarina.
Donup dolasip bu sehre geleceksin sonunda.
Baska bir sey umma-
Omrunu nasil tukettiysen burada, bu kosecikte,
Oyle tukettin demektir butun yeryuzunde de.-
Cumartesi, Temmuz 18, 2009
Yarisma Baslamistir !

Masadaki yesil soda sisesine dalip gitmisken "kalk" dedi. Biraz aklimi dagitacakti. Itiraz etmedim. Panorama 1453 Tarih muzesini, yapilis asamalarinin tumune sahit biriyle gezmenin en guzel yani, ara ara kulaginiza egilip on binlerce figur arasinda gozunuzden kacabilecek detaylari soylemesi. Tum dunyada yalnizca 30 kadar olan panoramik muzelerden biri artik Istanbul'da. Yakin zamanda gidip gormenizi tavsiye ederim.
Mukemmel havalandirma, isiklandirma ve ses sistemi muzeyi gezerken ki tum konforunuzu sagliyor. Ayrica muzeyi gezerken, sesli rehber cihazin size soylemeyecegi 2 kucuk sirrim var. Bunlardan ilki, binlerce kare resmin biraraya gelmesiyle olusmus panorama icindeki gercek boyutunda 4 suvarinin yuzu, resimleri yapan ressamlarin bizzat kendi yuzu. Bir cesit megalomani ama cizimler o kadar basarili ki, bunu fazlasiyla hakettiklerini dusunuyorum.
Ikinci sir ise, basinizi yukari kaldirdiginizda masmavi gokyuzu icine gizlenmis Fatih Sultan Mehmet silueti. Bunu kesfedebilmek icin de dakikalarca bakmaniz gerekebilir. Ki ben yanimda, siluetin yerini bizzat bilen biri oldugu icin fazlasiyla sansliydim. Eger esinlenir de giderseniz diye fotografini burada yayinlayacagim. Ama siz yine de gidip gozlerinizle gorun. Soz veriyorum, cok sasiracaksiniz.
Ben fetih duygusu olanlara saygili fakat savasa, zapt etmeye ve ulkeleri ayiran sinirlara karsi anarsist ruhlu sakin bir dunya vatandasi olarak, bu muzeyi sevdim mi sevdim. Bircok milliyetci ruhu saha kaldiracak besbelli. Bense boyalarin tum tonlarini, pars giymis suvarilerin yuzlerindeki tum hisleri, fondaki ney sesini, sekiz metrelik o kocaman top arabasini hatirliyorum..
Resimdeki silueti ilk bulana, muzeye bir giris bileti benden hediye ! Bilet adresinize, tarafimdan bizzat gonderilecektir. Gosterin kendinizi :)
Çarşamba, Temmuz 15, 2009
bir de
Pazar, Temmuz 12, 2009
Ben cesur bir savasciyim cunku,
Sagalassos neresi peki? 13 Pisidia sehrinden biri.
Pisidia; bir Akdeniz cografyasi. Batida ve kuzeyde Frigya, doguda Isaura, guneyinde Likya ile cevrili olan; Goller Bolgesi'ni ve Antalya'nin kuzeyindeki daglari kapsayan bolge. Iste Sagalassos bu cografyada kurulu olan 13 sehirden biri.
Dedem, yukari ve asagi Agora'yi kurarken, iscilerine bati portikoya 3 tane sutun koymalarini soylemis. Ustelik sutunlardan biri basasagi duruyor ki, ben bugun size bunu iftiharla anlatayim. Inanmiyorsaniz gidin yerinde gorun.
Bu yil guneyini kaziyorlar sehrin. Merdivenler aciga cikacak. Yukari ve asagi Agora birlesecek. Ben de gidip, onlar beni kovana kadar baslarinda bekleyecegim arkeologlarin.. Jeroen, kazi baskani su an. Jeroen Poblome. Sonra Ebru var, Heroon'u o kaziyor.
Sagalassos'a cikin. Oglen saat 1-2 arasi orada olun. Cunku o saatlerde kazi ekibinden kimsecikler olmaz. Sicak taslarin uzerinden bulutlara bakin. Ben oradaydim. Benim dedem oradaydi, onun dedesi de...
Tarihci Arrianos, Iskender'in ve Sagalassos'un ordulari arasindaki antlasma hakkinda sunlari not etmis:
"Sagalassos onemli bir sehirdi. Diger tum sehirlerdeki gibi Sagalassos'da da Pisidialilar yasardi. Burada yasayanlar, cok savasci bir halkin en cesurlari olarak unlenmisti"
Iste bana miras kalan bu cesaretle duserim yollara. Amacim varmak degil, seferdir zira.. Iradem, yola degil hep yolculuga..
Çarşamba, Temmuz 08, 2009
maglup ve fakat magrur bocek.
3 yildir ayni koltugun uzerinde bir seylerin degismesini bekliyor, 20 yildir ayni kelimelerle konusuyor, 5 yildir ayni sehirde yasiyor, kendimi bildim bileli aglamakli dolasiyorum. Bu defa degisecekti her sey. En ucuk hayalimi kurdum, en uzaktakine uzandim. Oyleyse, asil bir dususe acmaliyim kanatlarimi.
Sefaletimi ilan etmekten hic utanmadim. Bugun ogleden sonra 5. kat yeteri kadar yuksek degildi, otobansa cok magazinel. Binbir turlu yok olus dusuncesi icinden birini begendim. Defolup gitmek. Okulun sican yuvasi kadar bahcesinde otururken, cakmagimi isteyen adini dahi bilmedigim cocuga, "yeni bir eve ve esyalara ihtiyaci olan bir arkadasi olup olmadigini" sordum. O da bana "kendisinden daha fazla ihtiyaci olan kimseyi tanimadigini" soyledi. ve boylece ev artik onun oldu. Iyi ki benim mavi bir cakmagim vardi.
Ayni gunun birkac yarim saat sonrasinda, ablasi Fransa'da uzay ekonometrisi hocasi olan arkadasimla havadan sudan gokyuzunden yeryuzunden konusurken; onun da kendisini bir bocek gibi hissedip hissetmedigini aniden sordum. Aptal bir bakis firlatarak yuzume, "hayatimda boyle bir sey hic hissetmedim" dedi. Bense o an, bankin uzerinde dolasan antenli bir hamambocegiydim.
Belki de bazen, olup biten her seyin sebebi, tek bir seydir. O tek bir seyi aramak uzere gidiyorum ben. Belki bir dagin zirvesinde gozlem yaptigim bir gece, belki Kizildeniz'e daldigim bir anda, belki bir baska metropolde bulurum. Belki de hayatimin sonuna kadar bulamam.
Hic umut yok. Bu yuzden aglamak bu kadar yakisiyor bu ana.
Perşembe, Temmuz 02, 2009
kal saglicakla!
Ezberlerimi bozdum, mucizeye kararttim gozumu. Vaktim az, hayalim buyuk, iradem sinirli. Hayatinda bir kez cok buyuk bir aci yasayip aniden buyuyenler icin, yasamin geri kalani hasari epik bir cocuktur. Parmagiyla isaret eder gostermek istedigini, ziplayarak sevinir, yere comelip aglar, omzuna siler agzindaki yogurdu..
Benim antika bir bisikletim var. Ondan daha hizli giden bir bisiklete hic binmedim. Eger birgun biri benden odunc isterse onu, gozumu kirpmadan veririm. Kiymetli hicbir esyam yok. En sevdigim elbisemle kaldirima oturabilir, kitaplarimin altini cizer, sahip oldugum herhangi bir sey hakkinda "aa ne guzelmis" diyen herkese "al senin olsun" derim pervasizca.
Yasamin kendisi, deli gibi heyecanlandiriyor beni. Findikli'da balik tutan amcalari seyrediyorum gizli gizli. Balikci bir baligi yukari cekerken, ben sevincle ciglik atiyorum icimden. Badem satan nobetci kuruyemiscileri seviyor, sigara ictigim icin utaniyor, amator astronom olup yildizlari adiyla bildigim icin gurur duyuyor, gormedigim butun ulkelerin hayalini kuruyorum.
Ben Tuba. Burasi Istanbul. Yarin gece bu saatlerde baskentte olacagim. Ben en buyuk hayallerimi hep orada kurdum. Peki siz, gokyuzune cok yakin bir balkondan asagi egilip bagirdiniz mi hic? "Dusmeyecegim !"
Çarşamba, Temmuz 01, 2009
fisi

Fisi, pisi ve ben yasiyorduk. Fisi baskente gitti bu sabah. Pisi ve ben kaldik. Evin sesi solugu kesildi sanki. Sinavlarimdan hemen once bunaldikca serinlemem icin alip masama biraktigi kolonya; kukla festivalinden sonra ben seviyorum diye, benim icin yaptigi parmak kuklalar masamdalar. Bir insan dusunun ki, nesesiyle sizi kusatirken; "maalesef aglayacak zaman yok abla, zaman olsa agla" diyerek carpsin sizi. Kucucuk bir insan dusunun ki, gelip tum gucuyle alsin hayatinizin kontrolunu elinizden, eline.. Bir insan dusunun ki, sirf onun icin aklima bile getiremiyorum maglubiyeti.
Mesnevi Clt.4.3788
Pazartesi, Haziran 29, 2009
aglayacaksan, basini daga yasla
Uyku tulumu baktim bugun. Renk renk. Dagin basinda, turuncu uyku tulumunda uyusan ne yesilinde uyusan ne. Oyle degil ama. Bunun, gunun ilk isiklariyla birlikte uyanmasi var. Dag kekigi kokusu var. Zirveye dogru cikarken guvenle bastigin tasin, yerinde sabit olmamasi dengeni bozmasi var. Arkandan gelen arkadasina, ayni tasa basmamasini tembihlemek. Sehir boyle mi ama ? Herkes kendi basinin caresine bakar sehirde.
Hizli hizli nefes alislarla, tum hucre ceperlerin genisler dagda. Zirveye yaklastiran herbir adimda kendine guvenin artar. Siz sehirde, karsidan karsiya gecebildim diye kendine guveni artan birini gordunuz mu hic? En buyuk risk, mekanik bir olumdur sehirde. Araba kullanabiliyorum diye, kendiyle gurur duymaz kimse. Oysa, zirveden bulutlari seyrederken, seni oraya tasiyan ellerine, ayaklarina, tum kas ve kemiklerine minnet duyarsin.
Farkindaliktir dag. Once kendinin. Fiziksel gucunun. Sonra icinin, inancinin.
Agir demir bir kutunun icine konulmus bir defter ve yaninda kalemler var zirvede. Zirveye ulasanlar, deftere zirve notlari dusuyor.. Tirmanisini ailesine, sevdigine adiyor.. Ve bunu yazip zirveye birakiyor, demir kutuyu kapatiyor. Zirve cok ruzgarli oldugu icin, defterin bu agir kutu icine konulmasi sart. Gectigimiz yaz, bir defter ve bir kalem de ben koydum bu kutuya. Ilk sayfasina kendi tirmanis sozumu yazmistim. Ben sozumde durdum. Cok merak ediyorum baska kimler, neler yazdi defterime..
Bu yil yeniden cikip, sozumde durdugumu soylemeliyim. Siz bilmezsiniz ama zirve bilir, zirve bekler, zirve merak eder. Cunku bazilari zirvenin cocuklaridir, bazilari sehrin kor sagir ve dilsiz hamallari..
Scream aloud in the crowd
Gittim notlara baktim. Bakmaz olaydim. Arka bahcesi var okulun 3 metrekare. Oraya oturdum sigara ictim. Cok ayip degil mi kizlar sigara icmez. Hele yaninda kahve hic icmez. Kararirsin sonra maazallah.
Agladiktan sonra daha neseli yaziyorum. Bilegime omzuma nazar boncugu taktim. Pazar gunu bir avuc nazar boncuguyla cikti geldi. Nazar boncuklari bizi kabuslarimizdan da koruyormus. Gece yarilari yollara dusup deliler gibi yurumenin de, semptomik histaminik reaksiyonel fonksiyonlarina karsi birebirmis.
2 kitabim yoktu, yayinevinden de temin edemedim. Okulun forum sayfasina mesaj attim. Yardim yagdi, kitap yagdi. Giderayak gozlerimi yasartti haylazlar.
Butun gun icimde latince Memento Mori 'eceli hatirla' diye bagiran sarki buydu iste. En uzun mutlulugum 1 gun suruyor; en buyuk hayalim 2 gun mutlu olmak. Bu album bir harika. Merak edenlere tum sarkilarini gonderebilirim.
Ismi " the very first thing you must learn about flying is gravity" Baska soze gerek var mi? Bence yok. Haydi gidip biraz daha yuruyelim. Everybody Loves Irene soylesin, gravity always wins!
arap kizi camdan bakiyor
Cumartesi, Haziran 27, 2009
nane. limon. kabugu.
Ruyamda evime bir yabanci girmis. Burasi benim evim diye bagiriyormusum ki fisi uyandirdi. Korkulu korkulu baktigini ve beni sakinlestirmeye calistigini hatirliyorum. Evet burasi benim evim. Saatim gibi. Isik golge. Bugun var, yarin yok. Her sey gibi.
Soylemis miydim? Cok arabesk bir gece. Boyle, ben her gece sarhosum derdimden boyle ask yolunda berdusum bir gece. Ya da ne bileyim, icki nedir bilmezdim simdi bir ayyas oldum bir gece. Ben hayatimda bir yudum bile icki icmedim biliyor musun? Islenmemis tek gunahim. Onu bizzat sakliyorum.
Yururken, luks villalarin oldugu bir sokakta saklambac oynayan palace cocuklarinin arasindan gectim. Annesi babasi poker oynuyormustur iceride diye dusundum. Cocugun sosyetesi olur mu? Olmuyor iste.
Poker dedim de, bir mezun olayim ben de poker oynamayi ogrenecegim. Mezun olunca ne yapacaksin ? Poker de bobregimi kaybedecegim. Olsun, pokerde kaybeden askta kazanir. Oynadigim en kumar oyun, annanemle pistiydi. Demek ki ben annanesi pisti oynayan bir neslin cocuguyum. Bir de o cok guzel manti yapar. Butun annaneler gibi. Haftaya gidecegim yanina. Telefonu kapatirken, "iyi gunler dilerim" der hep. Ben de size iyi gunler dilerim. Bitti bu kadar.
Cuma, Haziran 26, 2009
Katre-i Matem
Iskender Pala omru hayatimda tanidigim, okurken kendimi teslim ettigim, kendimden gectigim tek yazar. Son kitabi olan Katre-i Matem, benim icin yine bir ispat niteliginde. Cumleleri, tum hucrelerime sirayet ederek ilerliyor.. ve ben yasami ancak boyle olursa, algilayabiliyorum..
1. Sual:
"Fedakarligin Sinirini Tasirabilir misin?"
diyor ve basliyor kitap..
Degil ki, sinirlari tasirmak; kendisi icin bicilen kaftanin rengine karar vermekte aciz, modern zaman atiklari icin, bu ve bunun benzeri kitaplar, kiymeti bilinmemeye mahkum.. Degil ki, tasirmak sinirlari; sinirsizligin hayalinden, fedakarligin mutlak hazzindan bihaber bir neslin kayip parcalari olmak ne aci, diyorum ben de..
...
Objektif olmak gerekirse, yazari referansiyla kitabevinde heyecan icinde kitabi elime aldigim vakit; kapak tasarimi sebebiyle buyuk hayal kirikligina ugradim. Boylesi kiymetli kitaplar, satis ve pazarlama ilkeleri geregince boyle kolay harcanmamali diye dusunuyorum. Tasarimda kullanilan renkler (altin sarisi, bordo ve siyah) bir harika ancak detaylar, sanatsalliktan cok uzakti. Besinci sinif bir Amerikan bestseller gorunumunde, rafta musterinin dikkatini cekme odakli hazirlanmis bu tasarimi kabul ettigi icin de Sayin Iskender Pala'ya ayrica kirginim.
Kapak tasarimini yapan Utku Lomlu'ya ulasip, bu tasarimin matbaadan cikmis son halinin tasarimi yaparken ki hayaliyle ne kadar ortustugunu soran bir mektup yazdim kendisine. Henuz cevap gelmedi. Gelen cevabi sizlerle paylasirim. Tasarimini ve sanatini direkt elestirmedim, yalnizca uygun bir lisanla sordum. Zira boyle bir elestiri haddini kendimde gormuyorum. Sadik bir okur olarak Iskender Pala edebiyatiyla; kapak uzerinden satis ve ragbet kaygisi tasiyan yayinevi arasinda bir celiski sezdim.
Sayfalar ilerledikce, akil hazinemde yer eden nadide cumleleri yazacagim.. Belki de kiskanir paylasamam kimseyle.. Kimbilir.. Kimse bilmez, ben bile..
yuregi, vurulmus olmek uzere olan bir kusun yuregi gibi carpiyordu
Duvardan yirmi metre uzaktaydim. Hala kimse gozukmuyordu. Bir sure sustuktan sonra Kucuk Prens yine konustu.
-Zehirin etkili mi? Bana fazla aci cektirmeyecegine emin misin?
Oldugum yerde kalakaldim. Yuregim parca parcaydi.
Çarşamba, Haziran 24, 2009
Plan del Empleo Minimo 1
Beni fiziksel olarak taniyan hic kimsenin bilmedigi bir sayfam vardi. Onu yok etmekle basladim ise. Sonra burasi olustu ve ese dosta duyurdum. Cok icimden gelmedikce, bloglar arasi saga sola yorum birakma hevesim olmadigi icin, bilinme imkanim da yoktu.
Interaktif bir sayfa olsun, eski asklarim okusun ic gecirsin, gizli hayranlarim olsun falan istedim herhalde :) Saka bir yana, bugune kadar yazdiklarimin hicbirinin derdi kendimden baskasi degildi. Cogunlugu da, okuyup yazdigim gecelerin sonunda gunu kurtaran notlardan oteye gitmedi.
Okur sayimin cift haneli rakamlara ciktigi gun ki mutlulugumla, elliyi astigi bugun ki mutlulugum esdeger! Okunmuyormus gibi yazmaya devam edemedim..
Bir de iki gun kaldi biliyor musunuz?
Programin berbatligina bakin ki, iki gun icinde 7 sinavim var. Ama basaririz degil mi ey halkim ! :) Hemen de politik demec kivamini yakalarim hic kacirmam.. Ustelik vakti zamaninda politikaci gibi davranmakla itham edilmisligim de var, icimde kaldi mi? Kaldi. Sinmis demek ki uzerime.
Ne diyordum? Hm bu blog. Yazmaya tereddut ettigim kismi, okurlarimi ifsa etmek aslinda. Ama bu tam bir ifsa olmayacagi icin de anlayisla karsilanirim umarim. Benim en vefali okurlarimdan biri Bursa'da yasiyor, bir digeri Ankara'da, bir digeri Woodstock, Illinois'te. Alinmaca darilmaca yok. Hepinizi seviyorum ama simdilik ilk ucum boyle :)
Onlar benim hayatima kosesinden bucagindan sahit, ben haklarinda hicbir sey bilmiyorum diye gidip google maps senin, google earth benim dolastim baktim.
Arastirmalarim esnasinda, ortaya soyle de hos bir tesaduf cikti. Ne kadar dogru bilemem ama en sevdigim filmlerden biri olan Groundhog Day'in cekildigi yerin Illinois oldugu hakkinda rivayetler var!
Gayri romantik, pek az sistematik bir yazimizin daha sonuna geldik. Yarin ki 4 sinavimda bana basarilar dilemekten bir adim oteye gidip, benim icin dua edebilir ya da hic umrunuzda olmayabilir.. Hepsi kabul.
Ne diyordu basligimiz ? "Minimum Calisma Plani"
Bu plan dahilinde; yuruyuslere devam edebiliyor, dondurma yiyebiliyor, 3 saat uyuyor, Felis'le golge kovaliyor, gunu One A Day'le kurtariyorsunuz.. Sinir harbine yenik dusup arka bahcede aglamaksa sui generis !
Sevgiler
Lika
Pazartesi, Haziran 22, 2009
Asagilik maskeler takip cikmak, en gosterisli oyunlara
Ince ince agliyorum, ince ince korkuyor icim. Bir bucuk yil suren derin uykudan uyandigimda; kendimi zayiflamis, guclenmis ya da yapayalniz kalmis bulabilirim. Sonuc degil surectir onemli olan dedi bana. Ama yine de korkuyorum. Tum hayalleri suya dusurmekten, tum guvenleri bosa cikartmaktan.. Maglup ama magrur bir komutan edasiyla yuruyemem bu defa. Psikolojik bir savas veriyorum ve cok buyuk kayiplar verdim kuzeydeki bu sehrin cephelerinde.
Felis beni annesi saniyor ve serce parmagimi emiyor uykusu geldiginde. Yasamimin hic degilse onun icin bir anlami var.
Pazar, Haziran 21, 2009
ismiyle müsemma
En buyuk sehirlerin en ucra sokaklarindan gectim. Tum kestirmelerini bilirim metropollerin. En ac kedileri tanirim metrelerce uzaktan, nesli tukenmis mucizelere inanirim. Cakmak tasir sigara icmez, son parami gozumu kirpmadan veririm dilenciye.
Ben de tipki mucizeler gibi, nesli tukenik bir prensesim. Icimin saraylarinda kirmizi elbiselerle dolasir, yuzunu yillarca gormedigim bir adama karsi sadik bir ask yasarim. Sonra bir gun, kirmizi elbiselere asik bir adam tanirim, tum ask ezberlerimi bozar, pesine duser giderim.
Yildizlari adiyla bilir, ama satranc bilmem. Banyo yapmaktan nefret eden cocuklari ikna kabiliyetim var, ama bozuk param yoksa binemem taksiye.
3 yasinda Alman bir cocugu gecelerce Turkce masallarla uyutmuslugum, boyumca bir kardan adama sarilip aglamisligim var. Paris'e tarhana sokmaya calisirken toz madde sanan polisler tarafindan durdurulmuslugum; kuzenlerimi kandirip daga kekik toplamaya cikartmisligim; sonra ciktigimiz dagdan inemeyip aglayan kuzenlerimi teselli etmisligim, gece vakti jandarmalar tarafindan yara bere icinde bulunmuslugum var.
Canimdan kiymetli bir kardese, antika bir bisiklete sahibim. Simdilerde bir motor ve cadir hayal ediyorum. Sonra yine daga cikacagiz, belki kekik bile toplariz !
Cumartesi, Haziran 20, 2009
kopruden once son cikis
Hepsini yeniden dizmek icin, en alttaki karti cektim. Uzerinde cikisi gosteren bir ok yoktu, vazgecmek icin cok erken, kaybettiklerimi geri getirebilmek icin cok gecti.
tehlikeli elestiriler, tehditkar tahammuller
...
Doga, insanlari yabanci bir yonlendirilmeye bagli kalmaktan coktan kurtarmis olmasina karsin, (naturaliter maiorennes) tembellik ve korkaklik nedeniyledir ki, insanlarin cogu butun yasamlari boyunca kendi rizalariyla erginlesmemis olarak kalirlar ve ayni nedenlerledir ki, bu insanlarin basina gozetici ya da yonetici olarak gelmek baskalari icin de cok kolay olmaktadir. Ergin olmama durumu cok rahattir cunku. Benim yerime dusunen bir kitabim, vicdanimin yerini tutan bir din adamim, perhizim ile ilgilenerek sagligim icin karar veren bir doktorum oldu mu, zahmete katlanmama hic gerek kalmaz artik. Para harcayabilecegim surece dusunup dusunmemem de pek o kadar onemli degildir; bu sikici ve yorucu isten baskalari beni kurtaracaktir cunku.
Immanuel Kant
Perşembe, Haziran 18, 2009
Siz Ayten'i taniyor musunuz?
Ben de tanimiyordum.. Cikan gazete haberlerinden duydum ilk. Heykelini dikeceklermis diye.. Oysa cok isterdim Bursa'da Kapalicarsi cikisi gulumsedigi insanlardan biri olmayi. Onu gormus, caldigi cumbusu uzun uzun dinlemis, kirmizi cantasina yiyecekler koymus bir arkadasima sordum, anlatti bana Ayten'i gecenlerde..
Para istemezmis Deli Ayten, sadece gulumsermis. Ve her daim guzel giysiler icinde, bulup bulusturup taktigi rengarenk birden fazla cantayla, dantelli beyaz paltosuyla cumbus calarak gezermis..
Onun evinde olu bulundugu yil, ben 10 yasindaymisim henuz.. Fakat yasadigi sehirde olsaydim, tipki kucuklugumde diger delilerden oldugu gibi ondan da hic korkmaz, yanina yaklasir konusmaya calisirdim suphesiz.
Ben ilkokul yaslarindayken yan apartmanin balkonunda, sandalyesinde surekli sallanarak oturan, asagida oynayan bizleri seyreden bir arkadasim vardi. Topu hizla onun balkonuna dogru vurdugumu, onunsa balkonuna dusen topa hicbir tepki vermemesi uzerine, oynamak istemedigini dusunerek rahatladigimi hatirliyorum. Annesi cikip asagi atmisti topu, Reyhan bana kizmisti neden oraya attin diye. Zaman zaman evlerinden cigliklari gelirdi, iste buna dayanamazdim.
Deli Ayten, once menenjit olmus. Hastaligi atlatmis atlatmasina ama asktan kacamamis. Sevdigi adam sehri terkedince de, sokak sokak gezip cumbus calarak onu aramis ve olur da bulurum diye hep en guzel kirmizi cantasini takmis..
Bu bir zamanlar saclari orgulu Bursa sokaklarinin deli kizi Ayten, icimde bir deli kiza dokundu. Soz oldu, dustu buraya..
Çarşamba, Haziran 17, 2009
ruya
Insan hayatinda cocukluguna sahit bir sarki varsa eger, benim icin de bu sarki sahittir tum cocukluguma..
Ilk duydugumda okuldan cikmis yuruyorduk. Halbuki okuldan her cikisimizda birimiz doguya, digerimiz batiya dogru yururdu. O gun neden ve nereye dogru yuruyorduk birlikte sen hatirliyor musun?
Sonra birden mirildanmaya basladi. Sesinin bu kadar guzel oldugunu ilk farkedisimdi. "bir tel kopar ahenk ebediyen kesilir.." Yillarca yalnizca bu satiri kaldi aklimda bu sarkinin. ve hic merak etmedim kim soyluyor, nasil soyluyor. Onun sesiyle hafizamda kalan sekli muhakkak en guzeliydi.
Dostlugumuzun omru, yari yasimizi gecti.. Felis kocaman oldu gormeye gelmedin..
obursam gunahim ne?

Iki yeni limited edition cikolata kesfettim ! Ikisini de ayni gece yedim bitirdim.
O halde Milka Peak Dream!
O halde elbette Milka Mountain Glow!
7'sinde neyse 70'inde o
Salı, Haziran 16, 2009
İlaç gibi minyon!
Formülü: (Milyon miligram minyon) Tam olarak bilemem, ancak mühendisliğe kadar okuyabildik. `Rabbim ne güzel yaratmış` deyip, çay ve içli köfteden sonra yeryüzüne en güzel armağan olarak kabul edilmelidir.
Farmakolojik özellikleri: Minyon, Fransızca`da `Sevimli güzel kadın` anlamına gelen `Mignon` kelimesinden türemiştir. Bu bayanlara `ufak tefek` denebilir ancak, altını tükenmez kalemin yayını fırlattırarak çiziyorum ki; kısa değil, minyondur. Ve bu önermenin `Şaşı değil şehla` tarzı bir iyimserlik kılıfıyla hiç bir benzerliği yoktur. Endikasyonları: Sevimli, narin yapılı, 1.45-1.60 m. standart kesim biblo gibi bayanlardır. Bu çıtı-pıtı `Genetik Piyangosu` talihlileri, portatif ve katlanabilir yapılarıyla her yaşta ve şartta (ki buna onca dert, tasa da dahildir) genç görünürler. (bkz. Bonzailer) Şirinlik etiketi bir ömür üzerlerine yapışıktır, kazımayınız. Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane de denebilir. Bir minyonun `boyunca` çocukları olması pek vakit almaz. Fazla yer kaplamaz. Çok kumaş gitmez, seri sonu ve çocuk reyonlarından alışveriş imkanıyla pek masraf çıkmaz. Sağlıklıdır, kafayı oraya buraya çarpmaz. Her daim ön sırada oturtulduğundan sağlam temellere dayanan bir eğitim, sıkışık bir minibüste sağ arka tekerlek üzerinde bile rahat salınım, zarafet ve boy farkı avantajıyla eşiyle sahra mantarlarını konuşurken bile `sana tabiyim` duruşu...
Kontrendikasyonları: Manasız deyiş ve atasözleriyle (MDA) kontrendikedir. Minyonlar, büyük ihtimalle iri kıyım, kıskanç ve kart gösteren bayan atalar tarafından uydurulmuş atasözleri ve deyişlere birlikte alındığında zehirli olabilirler. Klinik çalışmalar; `Kalçası yere yakın olandan korkacaksın` tarzı deyişleri sırıtarak kullananların, hipopotam ve develere denizci düğümüyle bağlanıp üç tur attırıldıklarını ispatlamıştır.
Uyarılar ve tedbirler: Asla çekelemeyin. Çekiştirince uzamıyorlar, bu kadarlar! Minyon bayanları, kuzey ülkelerinden ziyade kendilerini daha `iyi` hissedecekleri Asya ülkelerine götürün. Yanınızda yürürken kaldırıma çıkmasına, anlık da olsa keyif almalarına müsaade edin. Şu rafa bir uzanıverin. Katiyen yanında; bacaksız, bıdık, cep manitası, Karamürsel Sepeti(kendim yazıp kendi kendimi kınıyorum) demeyin. Dahası `bızdık, ufarak, gubarak` derseniz taş olursunuz!
Araç kullanımı üzerinde etkileri: Seyir halinde sürücü minder, fihrist ve benzeri materyallerle desteklenmelidir. Sürüş emniyeti ve etkinliği değerlendirilmemiştir.
Yan etkiler: Minyonlar genellikle her ahval ve şeraitte çok iyi tolere olur. Ekseri hiperaktivite, sıklıkla; `Her ölçtüğümde farklı çıkıyor` seviyesinde hafif pudralı bir kompleks ve boy ölçüsünü bir üst haneye yuvarlama inadı... Nadiren; kantarın topu kaçarsa topaçvari yusyuvar tostopar bir görüntü... İstenmeyen etkiler: Küçükken, `Yan yana durun bakiiim şöyle kardeşle` tarzı ölçme değerlendirme tekniklerinden ve içirilen balık yağlarından, büyüdüğündeyse tadilat fişlerinden bezginlik. Sıklıkla tepeden bakılacağı için, panoramik görüntüye ve kepeklere ekstra itina. Bu kadar. Başka yan etkisi yok. Hımm... Bir de; bankada banko önü kısıtlı görüş alanı, kalabalıkta ezilme tehlikesi, hakkını aramaya çalışırken `Aa, kim konuştu Mahmut Abi?` cümlesi...
Takdim şekli: Malum... Kaynana Semra`nın, buradan saygılar sunarım, belki de tek takdir ettiğim cümlesi; `En kıymetli hediyeler küçük kutularda sunulur`
Dozaj: Ömür için tek doz yeterlidir. Beklenmeyen bir etki gördüğünüzde doktora başvurmayınız! İşe yaramaz. Minyonlar gerekli hallerde yerden güç alır, şaşırtır! > Ninem diyor ki:
Kavakta nar olmaz, kötüde ar olmaz.
> Profesör Mualla:
Kartal için bir güvercini mağlup etmek şeref değildir
meraklisina :
Pazartesi, Haziran 15, 2009
Pazar, Haziran 14, 2009
Cumartesi, Haziran 13, 2009
Kucuk Prens
bir bahar aksamidir bana gam..

Evet ben bir Mabel Matiz hayraniyim. Sesi daha once gecmedigim kapilari aciyor, gitmedigim ulkelere goturuyor..


